Cumartesi, Mart 31, 2007

Tam Macera Dergisi Dağıtımı


Ankara ve çevresi......1 nisan
Adana ve çevresi.......3 nisan
Antalya ve çevresi.....3 nisan
Trabzon ve çevresi....3 nisan
İstanbul ve çevresi... 6 nisan
İzmir ve çevresi........6 nisan

duyrulur...

Pazartesi, Mart 26, 2007

Taş Ruh

Setne ve Taş Tanrılar Sözlüğünden...

Pazar, Mart 25, 2007

TAM MACERA - CİNHAN

Tam MAcera Dergisinde yer alan Cinhan adlı çizgi romanın fragmanı...

Cumartesi, Mart 24, 2007

Villanovalı Arnald

Setne ve Taş Tanrılar sözlüğünden....

Cuma, Mart 23, 2007

This American Life: Chris Ware

Chris Ware, bir radyo programından uyarlanan This American Life adlı televizyon serisi için kısa bir animasyon hazırlamış:

Frigya...

Setne ve Taş Tanrılar'dan...

TAM MACERA: MAZERET-İ CİNNAYET

Tam Macera'da yer alan Mazeret-i Cinnayet çizgi romanının fragmanı

Perşembe, Mart 22, 2007

Cin Denizi Canavarı

Setne ve Taş Tanrılar'dan...

TAM MACERA - KAMRA

Tam Macera Dergisi'nde yer alan KAMRA adlı çizgi romanın fragmanı...

Çarşamba, Mart 21, 2007

Tam Macera 1 Nisan'da Yayında...

Tam Macera 1 Nisan'da Yayında...

Pazar, Mart 18, 2007

Çizgi Kenar Notları Hakkında

Çizgili Kenar Notları, kenar olgusunu, daha kapsamlı bir ifadeyle kenar mahalleleri, yoksulları, “azınlıkları”, mainstream anlatıların dışında kalan hikâyeleri irdeleyen bir kitap. Farklılığı meseleyi mizah dergileri çerçevesinden ele alıyor olması olarak gösterilebilir. Qırıx gibi bir gazete bantı veya Mikrop gibi bir derginin kendisi derlemede yer alsa da yazıların çoğunluğu mizah dergilerinde yer alan çizgi romanları temel alarak kenar olgusunu yorumluyor.

Kişisel bir not düşmem gerekirse; böyle bir derlemeye niyetlendiğimde çıkış noktam mizah dergilerindeki kimi anlatıcıların anlamlı ve meselesi olan hikâyeler anlattıklarını hatırlatabilmekti. Bu anlatıcıları, onların hikâyelerini ve dergilerini çeşitli açılardan ele alan, farklı açılardan yorumlayan, bunu yaparken de belli ölçülerde edebiyata yaklaşan yazılar olsun istedim. Hani şarkı vardır ya “ne söylesem bir eksik” diye hayatı ve sanatı anlamaya çabalayan her kitap da bu eksiklikle malul aslında. Bu eksiklik vurgusunu kitabın sınırlılıklarını ve iddiasının kapsayıcılık olmadığını hatırlatmak adına yapıyorum. Mizah dergileri çoğu aynı zamanda mizahçı olan yazarları dışında pek “anlatılmıyorlar”. Kolay tüketilmeleri, çabuk eskimeleri, sürekli aktüel kalmak zorunda olmaları onlar hakkında konuşmayı güçleştiriyor. Dahası, mizahçılar neredeyse daima haklı olduklarını düşündüklerinden kendilerine yönelik yorumlara kolay öfkeleniyorlar. Öyle ki onlar hakkında yazı yazmayı biraz da onların güçleştirdiğini düşünüyorum. Dikkat edilirse çizerler hakkında yazı, yorum ya da inceleme yayınlanmıyor, onlarla sadece röportaj yapılıyor; “haber değeri” ölçüsünde konuşturuluyorlar. Lafı uzattım, Çizgili Kenar Notları’nın en azından bir açığı kapatacağını, kimi üretici ve hikâyeler hakkında yeni açılımlar oluşturabileceğini umuyorum.

Mizah dergilerinin okuyucuları büyük ölçüde öğrenci gençlerdir. Yaş ilerledikçe veya öğrencilik bittiğinde mizah dergileri okunmaz olur. O sıkı takipçiliğin yerini bugünkü mizahı küçümsemeye yönelik, elbette geçmişi de kutsayan bir eleştirellik alır. Gırgır döneminde Akbaba, LeMan döneminde Gırgır ’ın “gerçek mizah” yaptıkları daha çok bu nostalji yüzden konuşulur. Dergiler, aktüel yayınlar oldukları için esprilerini, mizahi yüzlerini sokağa ve zamana uyarlamak zorundadırlar. Televizyonun yaygınlaşmasıyla, televizyonda yapılamayacak mizah dergilere taşınmış, argo, cinsellik ve grotesk espriler ister istemez artmıştır. Bugün, geçen on yıla kıyasla popüler politik eğilimleri daha fazla sahiplenmişlerdir. Bu kitabın çerçevesiyle ilgili olarak kenar mahallelerle ve yoksullarla ilişkilerinin de biçim değiştirdiği rahatlıkla söylenebilir. Yoksullar, göçmenler ve lümpenler, aktüel mizahi kodlarla (argo, cinsellik ve grotesk esprilerle) Maganda olarak adlandırılırken şehir hayatını güçleştiren, korkutucu, uzak durulması gereken karikatürlere dönüştürülmüşlerdir. Bir başka ifadeyle geçmişte hiç olmadıkları biçimde gülme nesnesi olmuşlardır, handiyse Karagöz “iğrençleştirilmiştir”. Hayata siyaset temelli bakmaktan kaçınılır olduğu için mizah dergilerinde varolan anti-entelektüelist eğilim güçlenmiş, bir leitmotif olmuştur. Derlemede bu değişimi yorumlayan yazılar bulacaksınız. Ancak çoğunluğu oluşturan yazılar bugün çizmeyen, mizah dergilerinin uzağında kalmış önemli bir ismin Engin Ergönültaş’ın hikâyelerini yorumluyor ya da mutlaka değiniyor. Bu ilgiyi hak ettiğini düşündüğümüz Ergönültaş gerek konu seçimleri gerekse farklı anlatımcılığı ile sadece mizah dergiciliğinde ya da çizgi romanda değil, memleketin edebi hikâyeciliği içinde önemli bir yerde duruyor.

[Çizgili Kenar Notları kitabının Levent Cantek tarafından yazılan önsözü]

Cumartesi, Mart 17, 2007

Sevgi Kelebeği

Türkçe’si de çıktı, okuyanlar olabilir. İlki çıktıktan sonra Borgia dizisinin ikinci albümünün Fransızca baskısını görme şansım oldu ve bir kare özellikle beni çok rahatsız etmişti. Daha o gün yazacaktım, yeni fırsat oldu. Lafı bağlamak için bir hatırlatma yapacağım: Dizinin ilk bölümünde Jodorowsky göremediğimi yazmış, tipik bir Manara hikayesi gibi duruyor demiştim. Bu kez aksine, yazar bu bölümde kendini hayli hissettiriyor. Sert ve şok edici olmak istemiş. Aile hakkındaki genel yargıları paylaştığı anlaşıyor öncelikle. Bende bıraktığı tortu daha fena: İyi insan yok hikayede! Manara’nın son çalışmalarında da buna benzer bir eğilim var bence. Anlaşarak bir araya geldiklerini düşündürtüyor bu durum. İki yıldız, bir pazarlama zihniyetiyle bir araya getirilmişlerdir bunu gözardı ediyor değilim. Ama bana aynı yerden konuşuyor, inanarak anlatıyorlar gibi geldi.

Yazarlar, çizerler, romancılar hangi zamanı ve neyi anlatırlarsa anlatsınlar “bugünü” konuşurlar. Anlattıkları kötücül dünya; tarihe, kişilere, bir döneme bütünüyle atfedilemez.

Kişisel olarak insanların iyi şeyler yapabilme yeteneğine inanıyorum. Kıskançlık, haset, kibir, öfke, intikam, bağnazlık, tahammülsüzlük, şiddet her zaman varolmuştur ama hayatı anlamlı kılan insanların erdemli olmak için gösterdiği gayrettir. Yukarıdaki kareyi gördüğümde rahatsız olarak albümü kapattım. Hep hatırlayacağım iğrençlikte bir kare çünkü, hamile bir kadın ve aşığı bir mızrak darbesiyle öldürülüyorlar. Estetik, sanat, özgürlük ve falan filan… Şiddet anlatılır, anlatılmaz değil ama mağdurun, madunun gözünden anlatılmıyorsa eksik kalır.

Bu hikayede herkes kötü dedim ya… Bir buçuk yıl kadar önce Jodorowsky hakkında bir film seyrettim. Reiki türünden bir şeylerin içinden konuşuyordu. Ruhu arındırmaktan, sevgiden paylaşımdan söz ediyor, kalabalık gruplarla ayin benzeri ritüeller yapıyorlardı. Birbirlerine sarılıyor, sessizce oturuyor, gülüyor, neşeyle konuşuyorlardı. Şunu demek istiyorum: Borgia, din eleştirisi olarak okunamaz. En azından Jodorowsky Katolik toplumuna duyduğu nefreti anlatıyor, öyle bir toplum ki içinde iyilik yok veya başka bir dinden söz eden bir yazarın tahayyülü böyle!!

Çizgi Kenar Hayatın Neresine Düşer?

(...) Ergin Ergönültaş’ın Mikrop ve Pişmiş Kelle dergilerinde anlattığı,”sevimli” hikâyelerin aksine, edebi, rahatsız edici ve “meselesi” olan anlatılarından, çizgi romanlarda kenar mahallenin nasıl tasvir edildiğine bakıyorlar. Bu bakışın kertezini de Ergönültaş’ın anlatıları oluşturuyor; yazarlar da bu tercihlerinin tesadüfü olmadığını yazının içinde açıkça da ifade ediyorlar. Cantek’in kitabın aynı zamanda derleyeni olması, bu tercihi- Yeşilçam’da ve bugün kimi TV dizilerinde sürdürülen dayanışmacı mahalle fikrine, mahalle güzellemelerine, naif iyimserliğe karşın insani zaafları, sınıf çatışmalarını ve ekonomik açmazları anlatmayı tercih etmek- kitabın geneline de yayıyor (...)

link

Salı, Mart 13, 2007

Serüven Veda Ediyor!

Duyanlar olmuş zaten, aleme duyuralım da tümden bilinsin. Aralıklarla yazarız, Serüvenciler başka işlerden fırsat buldukça dergi çıkartırlar deriz. Doğrusu, dergide işleri tam yoluna koyuyor gibiyken, hayat fena bastırdı, hep sözünü ettiğimiz son gerçekleşti. Serüven dergisini kapatıyoruz! Üç arkadaşımız yurt dışına gidiyor; biri doktora tezi yazıyor, bir diğeri vallahi müdür oldu, o şehir bu ülke başını kaşıyamıyor, bir başkası özel televizyonlara dizi hazırlayan bir şirkete girdi. Şöyle bir hesapladım, bunların dışında üç ya da dört arkadaşımız da geçim derdiyle fazla mesai yapmaya başladılar. Atladığım olabilir ama hesap ortada tüm ekip bir baktık ki paldır küldür sürükleniyoruz. Elbette yorgunluk da var, yok desek yalan olur. Hadi kendimi de sayayım, ben hayli yorgunum, hayatımla, işimle ilgili yeni sorumluluklarım ve zorunlu meşgalelerim oluştu, yetişemiyorum.

Uzatmayayım, benzin mi bitti, deniz mi kurudu önce anlamadık, baktık bu gemi yürümeyecek, olmadı mı olmuyor işte. Yaklaşık bir buçuk ay önce epey konuştuk aramızda, iç döktük; düşünün! kararımızı bile duyuramadık işten güçten, bu kadar vakit geçti üstünden. Hasıl-ı kelam, bir son sayı hazırlayarak veda edeceğiz muhtemelen. Serüvencilerin çalışmaları kitap derlemeleriyle sürecek artık. Nerden olur, ne/nasıl olur bilmiyor Allah kerim artık diyoruz!

Serüven dergisinin hikayesi buraya kadarmış, her ne kadar sürç-ü lisan ettiysek affola deyip perdeyi şimdilik indirelim! Hay hak!

Levent Cantek

Pazartesi, Mart 12, 2007

Watchmen'den haber var...

Daha önce duyurmuştuk, bu hafta ülkemizde de vizyona girecek bir başka Frank Miller uyarlaması 300'ün yönetmeni Zack Snyder'ın bir sonraki projesi de yine bir çizgi roman uyarlaması olacak...Hem de ne uyarlama...Bunca yıl, bunca senaryo taslağı ve bunca yönetmen değişikliğinden sonra Alan Moore ve Dave Gibbons ikilisinin ünlü eseri Watchmen, Snyder'in elinde sağlam adımlarla beyaz perde yolunda ilerliyor...Geçtiğimiz hafta 300'ün İnternet'e düşen bir fragmanında çıplak gözle izlendiğinde farkedilmeyen Rorshach'ın yukarıda gördüğünüz bir test çekimi görüntüsü gizlenmiş.

link

Cumartesi, Mart 10, 2007

BD Gazeteciler

Paris’te bir Modern Sanatlar müzesine de ev sahipliği yapan Centre Pompidou’da şu sıralar çizgi roman severlerin ilgisini çekebilecek bir sergi yer alıyor. “The BD Reporters” adını taşıyan bu sergide gazetecilik ve gezi yazılarıyla çizgi romanı birleştiren 25 sanatçının orijinal işlerine yer veriliyor. Bu sergide Edmond Baudoin, Loustal, Philippe Dupuy, Charles Berberian, Jano, Cabu ve Joe Sacco gibi pek çok sanatçının çizgi romanları dışında, gezdikleri yerlerde çektikleri video ve fotoğraflar da bulunuyor. 20 Aralık’ta başlayan “The BD Reporters” 23 Nisan’a kadar Centre Pompidou’da, oradan yolu geçecek olanlara duyurmuş olalım.