Cuma, Eylül 28, 2007

Frank Margerin

Frank Margerin, çok küçük yaşta çizmeye başladı. Sakin bir çocukluk evresinden sonra 3. sınıftan liseyi terk etti ve Sanat Akademisi’ne girdi. 1974 yılında, Los Crados grubunda vurmalı çalgılarda yer aldı. 1975 yılında, 23 yaşındayken, reklam ve illüstrasyon işi ararken, Nathan da Jean-Pierre Diennot ile tanışması kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Genç bir dergi olan “Metal Hurlant” için kısa bantlar çizme teklifi aldı.

“Simone ve Leon” başlıklı ilk bandı 1976 yılında “Metal” in 6. sayısında yer aldı. Metal Hurlant dergisinin genel konseptine uyum sağlamak için parodili bilim-kurgu hikayelerini işledi. Dionnet’ninde senaryoya katkılarıyla çizilmiş "L'Homme au téléphone", "L'Envahisseur de Bobigny" in "Frank Margerin présente" gibi örnekleri verebiliriz. 1979 yılında, Margerin’in en önemli karakteri Lucien ortaya çıkar.

Punk saçları ile kendisini çok belli eden bu sempatik ve içten karakter, hayatında sürekli ters giden olaylarla boğuşur. Başlangıçta Lucien, kahraman olmak için çizilmedi. Ricky nin grubunun bir elemanıydı sadece…Ama ilginç saç şekli, sokak insanına yakınlığı ile nerdeyse Tintin kadar meşhur bir karakter olma yoluna girdi. Rock müzik dinleyen ve banliyölerde yaşayan genç nesile çok çabuk ulaştı. Gündelik hayatın sorunlarının ve bir çeşit Amerikan rüyasının peşinde koşarken yaşananların karmaşasından oluşan dostluk ve aşk hikayeleri kısacası sokak hikayeleridir Lucien karakterinin başına gelenler… 1980 yılında, Italya’daki Lucca festivalinden ilk ödülünü alır Margerin… Aslında bir nevi Margerin otobiografisidir Lucien’in başına gelenler. Hayatın önemsiz görünen saçmalıklarına Lucien sayesinde daha fazla güleriz.

Toplumdan dışlanmış banliyö gençlerinin yaşadıkları aslında aktüel olandır Margerin’in dünyasında. 1986 yılında Margerin, bir süre çizmediği Lucien karakterini tekrar ortaya çıkarır. Margerin bu kez farklı bir anlatım tekniği dener. Bölümlerden oluşan dizi yöntemi…”Lucien in Dönüşü”. Askerlik dönüşü, Lucien kendisini meşhur eden, asiliğinin simgesi punk saçını kaybetmiştir. Hayatını tekrar düzene sokmanın yollarını arar. Bu sırada Margerin, arkadaşları, Denis Sire, Dodo, Vuillemin et Jean-Claude Denis, farklı tarzlara da eğilen Le Dennis Twist adlı bir rock grubu kurar.

1989 yılında, Les Humanos şirketi, Margerin’e “Frank Margerin Sunar” başlıklı albümler çıkarma şansı verir. Aynı sene, rock müzik kariyerini ve bir plak doldurma şansını bir kenara atarak Albin Michel’den “Y a Plus De Jeunesse” için anlaşma imzalar. Gene aynı yıl, animasyon macerasına atılır ve Fransa televizyonu için kısa metraj animasyon filmi yapar, blue çağının gel-git lerini yaşayan diğer önemli karakteri Manu’yu yaratır.

Margerin, bir röportajında Fransa’nın Bronx’unda büyüdüğünü,farklı şehjr banliyölerine taşındığını anlatır. Porte Asniere sokağından Chatillon’a taşınır. HLM’de yaşıyor olsa da sanatçı ruhlu bir aileden geldiği için, yüzde yüz banliyö çocuğu gibi hissetmez.” Banliyö uzmanı” etiketi üzerine yapışır halbuki Margerin Paris’te daha uzun süre yaşadığını itiraf eder. Çocukken kirli sokaklarda yaşamış olduğunu ve artık yıkılmış olan eski tip sitelerde çok fazla garaj ve iki katlı ev görüp, bu manzaraları çizimlerine taşıdığını anlatır.Banliyöleri bir dönem hiç sevmeyen Margerin, güneye taşınıp annesiyle yaşamaya başladığında farklı düşünmeye başlar çünkü bu kez hem dostlarına hem de o ufak dağınık evlere bağlanır. Estetik anlamda o dağınık, büyük garajlı evleri ve kirli sokakları çizmekten daha büyük keyif alır Margerin.. Gökdelen ve bina çizmek çok fazla ilgisini çekmez. Margerin; ortaya koyduğu ruhla ve manzaralarla bir banliyö hikayecisidir.

Ece Dorsay

Çarşamba, Eylül 26, 2007

İlk Yerli Çizgi Film Hakkında (2)

Bir buçuk yıl önce bir yazı yazmıştım. O yazıda ismi geçen Ali Ferruh Durukan'ın kızı olan Bilge Gezer bizimle irtibata geçmişti. Konuyla ilgili kendisinden bilgi istemiş, babasından o günleri yazmasını rica etmiştim. Serüven'de bu yazıyı kullanmak istiyorduk. Ali Ferruh bizi kırmayarak gerçekten de o günleri anlatan bir yazı yazdı. Öte yandan yazı çok kısaydı, görsellerle kullanabileceğimizi düşündüm. Ama ne oldu bilemiyorum, bütün çabalarıma rağmen irtibatımız koptu. Yazıyı çeşitli fotoğraflarla, o günleri anlatan, en azından ismi geçen insanları gösteren resimlerle sunamayınca yayınlayamadık. Ali Ferruh Bey'in o günleri anlatan yazısını aşağıya alıntılıyorum. Yukarıdaki resim ise o günlere değil 1953 yılına ait, And Film'in Cartoon Stüdyosundan bir çalışma anı, bu belge fotoğrafı da ilgilenenler için paylaşıma açayım istedim.

Türkiye 'deki ilk çizgi film denemesinin Ali Ferruh Durukan (1927) tarafından anlatımı

1947 senesinde Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde (M.S.Ü) okurken ben ve arkadaşlarım Adnan Çoker, Orhan Dağ (sonra Dar olarak değiştirdi) çizgi filmlere çok meraklıydık. Nerede oynasa kaçırmamaya çalışır, bir yandan da hakkında bulabildiğimiz kitapları okuyarak yapım tekniklerini öğrenmeye uğraşırdık.

Çizgi filmi yapabilmek için öncelikle filim makinesine ihtiyaç olduğundan İpek Film Stüdyosuna giderek bize yardımcı olup olamayacaklarını sorduk. Ücreti mukabilinde yapabileceklerini söylediler, biz öğrenci olduğumuz için maddi imkânlarımız kısıtlıydı, şansımızı Ses Film Stüdyosunda denedik.

O sırada Bomonti de bulunan Ses Film Stüdyosuna gittiğimizde içerde filim çekimi vardı, bizi görünce pek sevindiler, zira bazı sahnelerde değişiklik yapılması gerekiyormuş ve bizden acele olarak dekorlara yardımcı olmamızı rica ettiler; biz de hevesle 3-4 metrelik bir Haliç manzarasını toprak boyalarla alelacele yapıverdik.

Film makinesi işine gelince, bizi bir kenardan izleyen ve Akademide seramik bölümünde hoca olan Vedat Ar söze karıştı, Almanya’dan bizim işimize yarayacak bir filim makinesi getirmiş olduğunu müjdeledi. Makineyi bulduktan sonra, ilk çizgi filmi oluşturma aşamasına gelmiştik. Konuyu beraberce kararlaştırdık: Zeybek Oyunu: Hem bizden, hem de hareketlerin güzel ifade edilebileceği bir konu olarak gözüktü bize.

Zeybek oyunun figürlerini öğrenmek üzere Eminönü Halk Eğitim Derneğine gittik. Orada folklorcu bir hanım bize bütün figürleri bıkıp usanmadan teker teker gösterdi, biz de krokilerini yaptık. Bu hazırlıklardan sonra detaylı çizimlerin yapılmasına sıra geldi. Malzeme yokluğu başlı başına bir problemdi. Seluloit filim olmadığı için aydinger kâğıt kullanıyor, çini mürekkebi ile yapılan çizimlerin içini fon olarak beyaz ayakkabı boyası ile dolduruyorduk, elimizde başka bir malzeme mevcut değildi. Biz bu çalışmaları yaparken Vedat Ar başka öğrencileri de etrafımızda topladı ve onların da bizim kullandığımız teknikleri öğrenmelerini istedi. Gelip gidenler arasında sonraları çok tanınan karikatürist Eflatun Nuri de vardı. Sonunda 3 dakikalık siyah beyaz bir çizgi filim yapmayı başardık, gazetelerde bahsedildi. Bu arada derslerimizi biraz aksatmıştık, hocamız Zeki Kocamemisizi gidi animalciler sizi” diye bize takılırdı. Derken araya yaz tatili girdi, Vedat Hoca’nın filim işine devam ettiğinden bizim Zeybekleri Tariş'in reklâm filmi olarak görünce haberimiz oldu. Hocamıza biraz sitem ettik, sonra herkes kendi yoluna gitti. 60 yıl öncesinden birkaç filim karesi, gazete kupürleri ve anılar kaldı geriye.

Etiketler:

Salı, Eylül 25, 2007

Ferri Anlatıyor....

İyi günler Bay Ferri. İhtiyar Zagor neler yapıyor?

İyi diyebilirim, satışlar iyi gidiyor, şu dönem için hiç de kötü sayılmaz. Özel Çiko sayısı da iyi iş çıkardı. Bu başarının yeni ve yetenekli çizerlerle başarılı senaryo yazarları sayesinde olduğunu söyleyebilirim. Severek yaptığınız birşeyse sonu asla kötüye gitmez. Bir de neleri piyasaya sürebileceği ile ilgili olarak yayıncının sezgisi söz konusu tabii ki, klasik ve sakin senaryolarla, Burattini ve Ferri’yle ya da daha modern hikayelerle Boselli’nin korku hikayelerinden doğru karışımı yapabilmesiyle ilgili. Karakterin çevresinde her zaman belli bir ilgi vardır. Örneğin şu anda renkli “Odissea Americana” ile bir ek için anlaşma imzalamış bulunuyoruz. Bu beni çok mutlu eden birşey, bu yılın başlarında çıkacak, çünkü Zagor her zaman çok sevilen ve heyecanla beklenen bir karakterdir.

Yeni yazarlar niçin çizgi roman yazmak istedikleri sorulduğunda Zagor üzerinde çalışmak için cevabını veriyorlar. Bu onları karakterize eden birşey ve her zaman olmuyor. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Kimbilir. Bunlar arasında en ilginç olanlarından birisi de Moreno Burattini’dir sanıyorum. Hatırlıyorum da ona bir sürü iş verilmişti, beni arayıp duruyordu, sürekli yazıyordu ve sergilerde falan görüşüyorduk. Sonraları yavaş yavaş Bonelli için de çalışmaya başladı. İnanılmaz bir insandır, içi heves ve çalışma isteğiyle dolup taşar. İnanılmaz bir hafızası vardır, herşeyi hatırlar.Benim yaptıklarımı bile benden daha iyi bilir.

Boselli ve Burattini aynı karakterle farklı şekilde yüzleşiyorlar. Bu konuda bize ne söyleyebilirsin?

Daha önce de belirttiğim gibi farklı türde hikayelerin iyi bir şekilde birleştirilmesi gerekir. Bence ikisi de çok başarılı ve özellikle de tüm zamanlarını Zagor’a ayırıyor olmaları fikri benim çok hoşuma gidiyor. Maalesef Boselli ile bu şekilde değil, her zaman başka bir şeyle meşgul oluyor. Bu yüzden sanırım artık böyle devam edecek.

Yeni çizerler karaktere farklı bakış açıları getiriyorlar: bazıları daha kişisel bir yaklaşım sergilerken diğerleri orjinal stile bağlı kalmayı tercih ediyor. Marco Verni’nin çalışmalarını gördüğünüzde neler düşündünüz?

Ben herkesin aynı şekilde çizmesine ya da sadece bir çizere bağlı kalmakla kimseyi ödüllendirmiyorum. Tex gibi sadece bir stile bağlı karakterler olabilir, ama farklı yorumlara sahip kişiler olunca, bu da fena olmuyor. Bu bakış açısıyla fazla şikayet edebileceğimiz bir durum değil .

Siz yeni çizerler üzerinde bir kontrol mekanizması uyguluyor musunuz?

Özellikle oturup ne yaptıklarını takip etmiyorum. Bazen kendime görev bildiğim şeyler de oluyor, iş arkadaşlarımın da bu tarz görevleri oluyor fakat sonuçta başka çizerlerin işlerini kontrol etmek pek de güzel bir şey değil. Son zamanlarda redaksiyon işini bıraktım, sanıyorum bu işle artık Boselli, Canzio ve bizzat Bonelli ilgileniyor. Belki bu kötü oldu, ama onlara güvenim tam. Sanırım böylesi daha iyi.

Yeni çizerler siz deneyimli olanlara göre her zaman daha az iş çıkarıyorlar. Siz mi daha başarılıydınız yoksa onlar mı?

Bence çizgi roman yaratmakta önemli olan şey, kalite kadar, belli sayıda deseni garanti edebilmek. Yoksa okuyucunun belli bir stili sevme şansı pek olmuyor. Eskiden senaryoların çok daha basit olduğunu da söylemem gerekiyor. Şimdi, mesela Burattini’nin Aztekler üzerine yazdığı bir hikayeyi resimliyorum. Bir sürü kostüm çeşidi var, karmaşık ortamlar, pek çok karaktere ait sahneler, böylece çıkan ürün de az oluyor haliyle. 470 desenden oluşan daha önce hiç yapılmamış tarzda uzun, harika bir hikaye . Sanırım bu yılın başında çıkacak. Bunu hazırlayabilmek için daha geleneksel tarzda olan bir başkasını yarım bıraktım sonra da onu bitireceğim.

Belli bir üretkenlik seviyesini her zaman tutturmayı başarıyorsunuz.

En başta bu biraz alışkanlıkla ilgili birşey, çizim masasından fazla uzak kalamıyorum. Tatildeysem bile birkaç saatliğine denize gidiyorum ya da yürüyüş yapıyorum, sonrasında ise her zaman günü çizim masasına oturup çizerek bitiriyorum. Bir de sevdiğim birşeyi yapıyor olduğum için çok da şanslıyım tabi.

Zagor için bir dev albüm hazırlanacak mı?

Bu soruları bana sormamalısınız. Bunlar redaksiyon aşamasında konuşulan şeyler. Tabii ki böyle birşeyi hazırlamak beni çok mutlu eder, belli bir kaliteye sahip kağıt, deseni öne çıkarır; sanırım okuyucuyu da memnun eder ama tekrarlıyorum bunlar benim kararlarıma bağlı değil.

[Federico Castagnola'nın Ferri ile yaptığı röportajdan bir bölüm aktardık. Çeviri Seher Uysal'a ait]

Etiketler: ,

Pazartesi, Eylül 24, 2007

DA'da yerli çizgi - hoşumuza gidenler (4)

Cumartesi, Eylül 22, 2007

Moebius Redux: A Life in Pictures

Comic-Con 2007'de en iyi belgesel ve en iyi film dallarında ödül kazanan ve fragmanından da anlaşılacağı üzere bir çok tanıdık ismi de göreceğimiz bir Jean Giraud belgeseli..

Etiketler: , ,

Pekala, ÇRAK'ın sihri nerede?

İstanbul'da dikkatli gözler birkaç yıldır bu dört harfi sadece çizgi romanlarda değil duvarlardaki çıkartmalarda ve afişlerde de yakalıyor. Çizgi filmlerin süt ve kurabiyeyle iyi gittiğini bilen ama iş yaratmaya geldiğinde onu ciddiye alan bir grup genç 2002 yılında kurdukları topluluğu artık yeni nesle bırakmış durumda. Merak uyandıran hareketleri, kulaktan kulağa yayılan efsaneleri ile ÇRAK beş yaşında (....)

link

Cuma, Eylül 21, 2007

Aşık Memo, Mastder vd

Salı, Eylül 18, 2007

Lütfen İş Başvurusunda Bulunmayın

Türkiye’nin hali, işsizlik, çaresizlik ya da iyi niyetli bir yorumla insanlarımızın mücadeleciliği olabilir neredeyse her ay bize bir ya da iki kişi iş başvurusunda bulunup, özgeçmişlerini gönderiyor. Genellikle çevirmenlerden rağbet görüyoruz, daha az sayıda olmakla birlikte grafiker ve editör adayı da bizimle çalışmak istiyor.

Buna engel olmak mümkün değil ama lütfen iş başvurusunda bulunmayın. Her şeyden önce profesyonel bir oluşum değiliz, amatörce bir hevesle bir arada duran, hayallerini ayakta tutmaya çalışan bir grup arkadaşız. Yaptığımız işten para kazanmıyoruz, herhangi bir şey satmıyoruz, dergi çıkardık ama satılan dergilerin parası cebimize girmedi. Bu halimizin hemen anlaşıldığını sanıyorduk ama görülüyor ki yanılmışız. İş başvurularının arkasının kesileceğini sanmıyoruz ama yine de duyurmak - hatırlatmak istedik.

Meselenin hiç konuşmadığımız bir tarafı var ki o da memleketi-hepimizi ilgilendiriyor, üzülüyoruz. Herkese kolaylıklar

Tam Macera, maceraya ara veriyor

Nisan ayından bu yana aylık olarak cikan Tam Macera Dergisi içinde bulunduğu maddi ve manevi koşullar nedeniyle yayımına ara vermek zorunda kaldı. Koşulları iyileştirmek için çabalar sürüyor. Arkadaşlarımız umarız yakın bir gelecekte dergiye devam edebilirler, hersey duzelir.

link

Pazar, Eylül 02, 2007

Uykusuz Penguen Yavruları

Bir ay önce duyduk ki, mizah dergisi Penguen'in altı üyesi; Umut Sarıkaya, Ersin Karabulut, Yiğit Özgür, Memo Tembelçizer, Okay Gencer ve Uğur Gürsoy dergiyle yollarını ayırdı. Amaçları yeni bir dergi çıkarmaktı. Aslında mizah dergilerindeki ilk bölünme değildi bu. Gırgır'dan ayrılanlar Leman'ı, Leman'dan ayrılanlar ise Penguen'i kurmuştu. Şimdi kendi kanatlarıyla uçma sırası Penguen'in gençlerine gelmişti.
Altı mizahçı harıl harıl çalıştı, ekibe Deniz Ensari, Barış Uygur, Vedat Özdemiroğlu, Yılmaz Aslantürk, Yavuz Öztürk, Fırat Budacı, Ender Yıldızhan ile Avrupa Yakası'nın Burhan Altıntop'u Engin Günaydın katıldı ve Uykusuz doğdu. İlk sayısı bugün piyasaya çıkacak olan dergi, çarşamba günleri yayımlanacak. Derginin fiyatı 1,50 YTL.
Ekiple Asmalımescit'teki ofislerinde buluştuk. Uykusuz'un adresi gayet manidar: Refik Meyhanesi'nin üst katı. Pencereden rakı ve meze kokuları geliyor, aşağıdaki masalarda muhabbet çoktan başlamış. Ama Uykusuz ekibi karikatürcüler için söylenen "Pek konuşkan değillerdir" yargısını boşa çıkarmıyor. Her şeyi çizerek anlatmaya alışmış bir ekiple söyleşi pek de iyi bir fikir değil mi ne?

İlk sorum belli: Derginin adı neden Uykusuz oldu?
Yiğit Özgür: Bu işi uykusuz yaptığımız için.
Ersin Karabulut: Penguen'de farklı katlara yayılmıştı dergi ama biz tek odada beraber sabahlayalım istiyorduk. Benim ortaokul yıllarından beri Pişmiş Kelle, Leman okuyup "Orada olsam" dediğim gibi, hep birlikte uykusuz kalıp gecelerce çalışmak istedik.

"Geceleri karikatür çizmek Gırgır'dan kalan bir alışkanlık"
Niye geceleri yapılır mizah dergisi?
Yılmaz Aslantürk: Gırgır'dan kalan bir alışkanlık. Gırgır, Günaydın basıldıktan sonra matbaaya gittiği için gece yapılırdı. En son sarı boya kaldığı için de sarıydı Gırgır.
Oky: Ama artık öyle bir alışılmış ki ancak sabaha karşı çalışabiliyoruz.
Yılmaz A.: Ben hariç! Ben artık kaldıramıyorum sabahlamayı. Evden yolluyorum.

Neden ayrıldınız Penguen'den?
Yiğit Ö.: Kendimizle ilgili bir monotonluk hissediyorduk. Bir değişiklik, yenilik yapmak istedik. İnsan ayrılıkların arkasında net bir sebep arıyor, hani şöyle kavga oldu, şunu yapmak istedim izin vermediler gibi. Ama öyle bir sebep yok maalesef.
Memo Tembelçizer: Dergi yapmak için ayrıldık. Karikatürist olmakla dergi sahibi olmak farklı şeyler... Bunu deneyelim dedik.
Oky: Kendi evine çıkmak gibi düşünün. Öbür evde de her şey var ama biz burada kendi ayaklarımız üzerinde durmak istiyoruz.

Penguencilerle aranız nasıl şimdi?
Yiğit Ö.: İyi ayrıldık. Bize yolunuz açık olsun dediler. En azından yüzümüze. Öpüştük. Ama yanaktan...

Peki değişiklikler neler? Uykusuz'un Penguen'den farkı ne olacak?
Yiğit Ö.: O düsturla da yola çıkmadık. Ne siyasi ne de diğer bölümlerle ilgili yepyeni bir soluk getirmek gibi bir iddiamız yok. Sadece çok komik, eğlenceli bir dergi olmasını istiyoruz. Ama illa ki insanların kafasında yeni bir kapı açsın istiyoruz. Ben dergi okurken herhangi bir yerinde yeni bir şeyle karşılaşırsam helal ediyorum paramı. Bir de çizgi yoğunluğu olsun istiyoruz. Güncel karikatürlerde, kapakta çizgi özeni olsun istiyoruz; çünkü o önemli bir hüner ve espriyle iyi bir şekilde birleşmesi gerekiyor.
Ersin K.: Hayat çok hızlandığı için insanların çizgiye ayıracak zamanları kalmadı. Biz Uykusuz'da daha baktıracak bir tasarım olsun istiyoruz. Mizanpaj açısından yenilik getireceğiz.

"Belli bir kitle iki dergiyi birden almaya devam eder"
Köşelerinizde yenilikler var mı?
Yiğit Ö.: Benim karikatür köşem devam ediyor. Bir de yeni bir şey denedim. Ama ne?... Öykü gibi de, değil gibi de... Pek öyle anlatılacak gibi değil.
Oky: Daha önce Lemanyak'ta çizdiğim Şebo'ya başladım tekrar.

Engin Günaydın nasıl katıldı aranıza?
Yiğit Ö.: Bu derginin hazırlandığını biliyordu, yazmak istedi. Hatta başka arkadaşlarım da yazmak istiyor dedi, onlar yok oldular, iş ona kaldı.

Artık rakipsiniz eski derginizle... Ne kadar tiraj bekliyorsunuz?
Yiğit Ö.: Öyle bir fizibilite çalışması olmadı. Kaç tiraj alırız falan gibi tahminlerimiz var ama çok bilinçsizce... Belli bir kitle iki dergiyi birden almaya devam eder herhalde.
Memo T.: Asıl amaç mevcut okuru paylaşmak değil de, yeni okurlar edinmek.
Yılmaz A.: Bizim şu avantajımız var: Yeni dergi çıkınca diğerleri doğrudan eski oluyor. Penguen eski dergi oldu birden. Mizah okuru genç olduğu için yeniyi tercih ediyor.

"Sermayenin yarısını kiralık yer ararken kafelerde yedik"

Dergi için finansmanı nasıl sağladınız? Desteğiniz var mı?
Ersin K.: Hayır. Hatta bize teklif de geldi. Ama adam sana finansmanı sağladığında şunu çizme bunu çiz deme hakkına sahip oluyor. Bu hakkı vermek istemeyiz.
Yiğit Ö.: Biz bizeyiz. Altı kişi başladık, masrafları aramızda bölüştük. İlan da almıyor dergi, sadece okurun verdiği 1,50 YTL'lerle yaşıyor. Ona yaşamak denirse... (Gülüyor) Asmalımescit'te hayat çok pahalı, biliyor musun?

Satmazsa ne olur?
Yiğit Ö.: Eve gideriz o zaman.

Özellikle mi Asmalımecit'i seçtiniz?
Ersin K.: Evet, zaten burada kafelere gelip "Ah şurası dergimiz olsa, ah şurda çalışsak" deyip duruyorduk.
Yiğit Ö.: "Ah şurası kiralıkmış" oldu sonra. Sermayenin yarısını kiralık yer ararken kafelerde yedik zaten.
Ersin K.: Bütün paraları soya soslu tavuklara harcadık.

Geçindiren bir iş mi mizah dergisi çıkarmak?
Yiğit Ö.: Geçinmekten ne anladığınıza bağlı.
Uğur Gürsoy: Masanın üstünde simit susamları görmüşsündür.

Yayın kurulu Memo'dan oluşuyor

Ben işleyişi de merak ediyorum dergide. Kim karar veriyor sayfalara?
Yiğit Ö.: Derginin bütün işleriyle ilgili karar veren bir yayın kurulu var.

Kimler onlar?
Yiğit Ö.: İşte Memo... (Düşünüyor) Memo...
Memo T.: Ben kurulum!

İdari işleri kim yapıyor peki?
Mamo T.: Maalesef ondan da biz sorumluyuz! Aslında yıllardır biz anlamayız deyip kaçtığımız şeylerdi bunlar. Ama sonuçta yapmak gerekti. Etraftan da beceremezsiniz diyorlardı, şu an görüyoruz ki pek anlaşılmayacak bir şey de değilmiş.
Ersin K.: Her işi beraber yapıyoruz. Sandalye almaya bile hep birlikte gittik.
Memo T.: Mesela elektrikçiye gittik altı kişi, bir kısmımız sığmadık dükkana.
Oky: Bu daireyi beraber aradık. Bizi görünce "Aa gene geliyorlar" diyorlardı.
Yiğit Ö.: Bir de gidip böyle masayı, sandalyeyi filan seçince daha bir kendine ait hissediyorsun. Gerçi ben yoktum alırken ama!

Milliyet Pazar
2/9/2007, Miraç Zeynep Özkartal