Çarşamba, Aralık 31, 2008

Melike

Melike’nin [Acar] en önemli özelliği çini mürekkebini sevmesi. Çok uğraşıyor, şöyle söyleyebilirim: Onun kadar tarama ucu kullanan başka bir kadın çizerimiz olmadı. Bu sabrını sürdürdüğü ve yılmadığı takdirde hep eşik atlayacaktır. Çizerlerin eşikleri vardır ya da arageçitleri. Deseni, çizgisi, kare içi dengesi birdenbire değişiverir ya da biz öyle sanırız. Pek çok büyük çizerin ilk dönemlerine bakarsanız başka birisi çizmiş gibidir. Melike, henüz çok genç bir çizgici. Çizgisi çok değişecek, arayışları görülüyor. Eksikleri yok değil, örneğin sayfanın genelinin nasıl göründüğü onun için çok önemli olabiliyor. Kareler göstergeye dönüşebiliyor, sayfa süslemeleri belirginleştiriliyor. Bu önemsizdir demiyorum, sayfanın genel estetiğinin hikâyenin önüne geçmemesi gerekir diyorum. Hikâye akarken auteurun kendini unutturmasından yanayım. Olağanüstü bir kare çizmek istiyor, okura tekrar tekrar baktırmak istiyor. Bu tür kareler, çizerlik eşiği için önemsiz değildir elbet ama kareler arasında sabır ve emek eşit dağıtılmalıdır. Bu eşiği aşabilecek ve daha dengeli bir üslup tutturacak arzu ve maharete sahip. Bir de Melike’nin undergorund bir tarzı var bence, bunun yeterince görülmediğini düşünüyorum. Kirli, yılgın ve çıkışsız öfkeli orta sınıf altı insanların dünyasını anlatan punk çıkışları olan bir tarzı iyi yansıtabilir gibi geliyor bana. Bazen öyle bir kare çiziyor ki çöp kokuyor gibi bir duyguya kapılıyorsunuz. Bunu hatırda tutup işlerse kendine bir patika daha açmış olur.

link

Etiketler:

Salı, Aralık 30, 2008

Cool Hand...

Herkese iyi seneler dilerim
Aziz Tuna C.

Cumartesi, Aralık 27, 2008

Resimlerin Ardindaki Düş Kurgucusu

(...) Charlier’nin çalışma yaşamında 1963 yılı önemli bir dönüm noktası sayılmalıdır. O yıl Avrupa’nın en iyi western çizgi romanı Blueberry’yi yarattı: 1963’te yaptığı Amerika Birleşik Devletleri gezisi Charlier’ye Pilote’ta yayımlanacak bir kovboy dizisi için gereksinim duyduğu esini vermeye yetmişti. Fort Novajo adıyla sıradan bir se-rüven çizgi romanı gibi başlayan dizinin çizeri, o zamanlar pek tanınmayan Jean Giraud’ydu (Gir / Moe-bius). 1950’lerde, Jo-seph ‘Jijé’ Gillian’ın çok sevilen Jerry Sp-ring dizisinde ‘çırak’ olarak çalışan Giraud, daha sonra çizgi romandan uzaklaşıp tanıtım resimlemesine yönelmişti. Fort Novajo, kısa zamanda ve beklenmedik biçimde, kahramanlarından biri olan Lieutenant Blueberry’nin (Teğmen Yabanmersini!) komik adıyla anılmaya başladı ve Fransız-Belçika çizgi roman okulunun başta gelen kilometre taşlarından biri konumuna yükseldi, çünkü Charlier ile Giraud bu diziyle, çizgi romanın öykü anlatma olanaklarını keşfedilmemiş topraklara sürüklüyorlardı.
link

Perşembe, Aralık 25, 2008

Yücel Köksal: “Ne yaparsın, İş Beklemez”

(...) Ceylan Yayınları, Ekicigil’in piyasasını da ele geçirmek niyetindeydi. Erdoğan (Egeli) beyle anlaşarak işe başladım. Ama başka yerlere de çalışıyordum, 1966’da Kıral yayınevine gene Yelpaze tire işleri yaptım. O dönemde GökAli diye bir bilim kurgu çizgi romanı hazırladım.Akbulut Kaan’ın çinilemesini yapıyordum.
link

Çarşamba, Aralık 24, 2008

Alternatif Tarih ve Yoldaş Süpermen

(...) Alternatif tarih hikayelerinin ya da bu konudaki akademik çalışmaların hareket noktası belirli bir tarihi olay hakkında “eğer” sorusunun sorulmasıdır ki, bu özellik alternatif tarih metinlerinin “What If Scenario” olarak isimlendirilmesine de sebep olmuştur. Türün en bilinen ve en başarılı örneklerinden birini kaleme alan Philip K. Dick, The Man in The High Castle (Yüksek Şatodaki Adam, 1961) romanını yazmaya, “eğer Almanlar ve müttefikleri İkinci Dünya Savaşı’nı kazansaydı ne olurdu?” sorusundan hareketle başlar. Alternatif tarih yazarının hikâyesine devam edebilmesi için cevaplanması gereken bir soru daha vardır: Neden? Yazarın “neden?” sorusuna verdiği ve “Point of Divergence” (POD/Dönüm Noktası) diye isimlendirilen cevap, tarihin farklı bir yola girmesinin sebebidir. Yaratılan alternatif tarihin başarısı, POD olarak belirlenen olayın okur tarafından “olası” görülmesinin yanı sıra, bir çivinin bir krallığı kurtarabileceğini ispatlarcasına, “mütevazi” olmasıyla da bağlantılıdır. Neden Almanlar kazandı? Alternatif tarih yazarları arasında en popüler sorulardan biri olan bu soruya Philip K. Dick’in cevabı, Franklin Roosvelt’in 1933’de öldürülmesidir (...)
link

Salı, Aralık 23, 2008

Yaşlı Gemici

Samuel Taylor Coleridge’ın Yaşlı Gemici (The Rime of the Ancient Mariner) adlı uzun şiiri Türkçe’de yayınlandı (İletişim Yayınları, 2008). İlgi çekici ve esrarengiz bir şiir olduğu muhakkak... Yaşlı Gemici’nin tuhaf yolculuğunun anlatıldığı şiiri Şavkar Altınel Türkçeleştirmiş. Şiirin külfetli, farklı yorumlanabilecek kısımları var. Altınel, çevirisini orijinaliyle birlikte kullanarak ne/nasıl yaptığını göstermeyi tercih etmiş. Hatırda kalacak güzellikte dizeler var.

Asıl heyecan verici olan Gustave Doré’nin metne eşlik eden çizimleri. Doré’nin Avrupa edebiyatının büyük klasiklerine yaptığı eşsiz gravürlerin bir başka örneği Yaşlı Gemici. Doré’nin ayrıntıcı deseni, kalabalık sahneleri, Mikelanjvari gerçekçiliği ve yoğun emek isteyen ince işçiliği hemen sarıyor insanı. Kitapta sağ sayfada resmin bütünü, solda ise resimden seçilmiş bir kesit kullanılmış. Doré, resimsiz bir kitabın düşünülemediği bir dönemin yıldızıdır. Kilise süslemeciliğini izleyerek oluşturduğu geniş planlar ve sahne düzenlemelerinde romantik ve kırılgan bir estetik tercih etmiştir. Uhrevi arayışlarla savrulan, pişmanlık çeken tiplemeleri, ahlâkî hesaplaşmaları betimleyen pek çok büyük klasik anlatıya kolayca denk düşmüştür. Doré, güçlü deseni kadar sabrı nedeniyle de benzersiz çizerler ülkesinin asil üyelerindendir.



Etiketler:

Pazar, Aralık 21, 2008

koloni blog 3 yaşında

Türkiye'de çizgi roman adına doğru ve güzel işler yapmak istedik. Yılda 200 bini aşan ayrı ziyeretçi sayısıyla bize hep ilgi gösterdiniz. Anlaşılıyor olmak güzel, içten teşekkürler. Herkese şimdiden iyi seneler, mutluluk ve esenlikler...

Cumartesi, Aralık 20, 2008

öylesine bir insanım diyenlerden...

(...) Sinemanın yerini çizgi roman almaya başlar. Özellikle bilim-kurgularını çizgi roman sayfalarında diriltmeye karar verir ve ünlü evren kurucular ile beraber çalışmaya başlar. Bu arada, dev çizer Moebius'u gördükten sonra çizmeyi bırakıp sadece yazmaya karar verdiğini de eklemek gerek. İki sanatçının ilk işbirliği, 1978 yılında Les Yeux du Chat ile oluyor. İki yıl sonra ise absürd bilim kurgu kahramanı John Difool'u yaratıyorlar. 1982 yılında, Alef-Thau için Arno ile beraber çalışıyor. Daha sonra Silvio Cadelo, Georges Bess, Zoran Janjetov gibi sanatçılarla, çizgi roman yazarlığını geliştiriyor. Bizde de Moebius ile olan hikâyeleri İthaki'den çıkan The Incal; yaratım süreci oldukça sancılı geçen, Juan Giménez'in çizdiği The Metabarons; Georges Bess ile Son Of The Gun ile The White Lama ve François Boucq'la çalıştığı Bouncer gibi başyapıtlara imza atıyor. 1997 yılında, Janjetov ve Frédéric Beltran ile başyapıt The Technopriests'i yaratıyorlar. [Jodorowsky hakkında, enserdark...]

Perşembe, Aralık 18, 2008

Kışkırtmak

[Okuyucuları] kışkırtmayı seviyorum (...) Nehirden enerji almak gibi, o nehir olmak istiyorum; hızlı, akıntılı, çağlayanı olan, girdapları olan nehirler gibi. [Okuyucular benim orada olduğumu bilsinler istiyorum] Çizgi romanlarımın bir minyatür tren seti gibi olmasını istemiyorum. Ben çocukken, parmaklarımın askerler olduğunu varsayıp, yastıkların üzerinde -ki onlar karlarla kaplı dağlardı- yürütürdüm. Fakat her zaman kendi varlığımın farkında olurdum (...) Bir dalganın tepesindeki sörfçü gibi olmak istiyorum ve zirvede olmalıyım. Herkese anlaşılır olmak gibi bir kaygım olamaz. (...) İkiyüzlü olmak istemiyorum, ama benim dileğim bu. Bir süre önce tek düşüncem, bir sürü para kazanmak, meşhur olmak, muzaffer olmaktı. Fakat şimdiki isteklerim bunlar değil.
[Moebius, okuyucuları memnun etmek için çizmediğini anlatıyor]

Çarşamba, Aralık 17, 2008

Hakkım Sana Haram Olsun

(...) Hakkım Sana Haram Olsun, başarısız finaline rağmen nitelikli bir siyasi çizgi roman. Temelde 2007 Cumhurbaşkanlığı Seçimleriyle ilgili siyasi mücadeleler anlatılıyor ama yan hikâyeler, özellikle televizyon dünyasına ilişkin anlatılanlar çalışmayı özellikli kılıyor. Şükrü Yavuz, kendi deneyimlerinden yola çıktığını hissettiriyor ve özel bir televizyon kanalında anahaber bültenini sunan spiker Filiz Gürsoy’u anlatarak başlıyor hikâyesine. Hemen herkesin cinsel olarak ilgisini çeken, arzu duyulan genç bir kadın Filiz. Ancak bütün özgüvenine, narsist jest ve tavırlarına karşın erkeklerle ilişkilerinde başarısız bir kadın. Kolaylıkla duygusal krizler geçiriyor; ağlıyor, sürekli endişeleniyor, hata yapmaktan korkuyor.
link

Salı, Aralık 16, 2008

Ragıp Derin: “Ortaokulda Tanışmadığım Çizer Kalmamıştı”

(...) Haldun bey (Simavi), Rahmi Turan’ı, Günaydın’ı toparlamak için geri çağırdı. Rahmi bey gittikten sonra on gün kadar Sabah’a devam ettim. Rahmi bey giderken bana hazır olmamı her an çağırabileceğini söylemişti. Bu arada Zafer Mutlu ve Güngör Mengi bana Sabah’ta devam etmemi ve bana daha fazla imkânlar sağlayacaklarını söylediler. O arada Abdullah abinin de Günaydın’dan Sabah’a geldiğini gördüm. Zafer Mutlu’ya gazetedeki çizgi romanların belli olduğunu ve hepimizin bir arada nasıl olacağını sordum, Zafer Mutlu “bu gazetede herkese yer var” dedi. Fakat ben Rahmi beyle yıllardır çalışıyordum ve ondan ayrılmayı cazip tekliflere rağmen pek istemiyordum. Bu arada Rahmi bey benim de Günaydın’a gelmem için beni çağırdı. Durakoğlu’nun senaryolarını Rahmi bey yazıyor. Tamam Günaydın’a gidiyorum ama Durakoğlu’nun ertesi günkü baskıda çıkacak çizilmiş yedeği yok. Rahmi beye ne yapmam gerektiğini sorunca “bir şey yapmadan çık gel” dedi. Aynı gün Sabah’ta Durakoğlu’nun yayınını kesmek için hatırladıkça hem gülmeme hem de üzülmeme sebep olacak bir şekilde vahşice öldürttüler.

- Hatırladığım kadarıyla Durakoğlu ve Kandemir’in kafalarını kesip mızrağa geçirmişlerdi.

Pazartesi, Aralık 15, 2008

Kızıl Tehlike!: Bir Korku Masalı

(...) Tam bir korku masalı olan kitap, ilk 21 sayfasında komünistlerin iktidarı ele geçirmek için başvurdukları/başvuracakları hilelerin, sonraki 27 sayfasında ise komünist bir ülkede yaşamın nasıl olacağının anlatıldığı iki bölüm halinde kurgulanmıştır. Birinci bölümde dikkat çekici olan, komünist tehlikenin uzaktaki düşman bir ülke (Sovyetler Birliği) ile sınırlı tutulmamasıdır. Kremlin'den gelen emirlerle hareket etseler de, ülkeyi ele geçiren Amerikalı/Kanadalı komünistlerdir. Okur için asıl ürkütücü bölüm, komünistlerin iktidara gelmesinin ardından nelerin yaşanacağının anlatıldığı sayfalardır. Yiyecek maddeleri karneye bağlanacak ve her zaman kıtlık olacak, her türlü eleştiri ve farklı görüş ölümle cezalandırılacak, kiliseler kapatılacak, telefon konuşmaları yasaklanacak, işçiler daha fazla çalışıp karşılığında daha az kazanacak, çalışma kampları kurulacak, okulların tek amacı rejime körü körüne bağlı insanlar yetiştirmek olacak, seçimlere muhalefet katılamayacak, bankalardaki paralara ve çiftçinin ürününe el konacaktır, basın sansürlenecek ve en kötüsü de çocuklar ailelerini ihbar edecek duruma gelecektir. Bu zalimane tabloda çocuklar da unutulmamıştır: Şekerci de tamamen kapanacaktır! Kitap sıradan insanın, ölüm, açlık, ailesinin ve parasının elinden alınması gibi en temel korkularına seslenmekte ve onu sinsi ve acımasız düşmana karşımücadeleye çağırmaktadır (...)
link

Bir Örümcek Adam Filmi

(...) Filmin konusu hakkında Agah Özgüç, ünlü film sözlüğünde kısaca şunları yazmış: “Polise ve bağımlı olduğu şebekeye ikili oynayan Örümcek Adam’ın macerası”. Konu olarak da benzemediği böylelikle ortaya çıkıyordu. Aynı Özgüç, 1966 yılında, Akşam Gazetesi’nde yazdığı bir eleştirisinde, filmin yönetmeni Cevat Okçugil’in “korku, dehşet dolu, ‘geceleri okunmaz’ romanlardan, ‘geceleri seyredilmez’ filmler çıkartan” bir yönetmen olduğunu belirtmiş. Hatta, Türk sinemasına “iskelet adamları, jartiyerli kadınları, yarasaları, örümcekleri” onun getirdiğini ekleyerek, yarattığı dalgaya “Ustura Filmler” adını vermiş. Bu, film hakkında bir farklılık olduğuna dair şüphelerimi daha da artırdı. Cevat ve kardeşi Nejat Okçugil, türün ilk filmlerinin üreticileri. Yapımcı, yönetmen, senarist ya da yardımcı yönetmen, vs. mutlaka bu filmlerin içerisinde yer alıyorlar. Her ikisi de altmışlı yılların başında Amerikanın önemli televizyon kuruluşlarında eğitim alıp çalışmışlar – Yetmişli yılların ortasında da yeniden Amerika’ya dönüp temelli olarak oraya yerleşmişler. Film ile ilgili olarak Okçugil Kardeşleri aradığımda, bu türden bilgilerle karşılaşınca, doğrusu üzülmüştüm. Bahsi geçen Örümcek Adam filminin konusu ve temel aldığı ya da esinlendiği kaynak hakkında doğrudan bilgi alabilme imkanım kalmamıştı. İlk olarak Marvel’in Örümcek Adam’ının bu filme kaynaklık edebileceğini düşündüm (...)
link

Cumartesi, Aralık 13, 2008

Bob Morane

Bob Morane, II. Dünya Savaşı’nda Fransız Hava Kuvvetleri’nde savaşmış eski bir pilottur. Tek özelliği bu değildir tabi ki!.. Bir çok roman kahramanı gibi hiç yaşlanmayıp otuzlu yaşlara çakılıp kalmıştır. Eh, ne de olsa Bernard Shaw’un dediği gibi: "40 yaşını geçebilmiş herkes alçaktır!.." Morane öykülerinde serüven ve fantezi çok güzel harmanlanmıştır. Zengin bir konu çeşitliği vardır. Serüvenlerin farklı coğrafyalarda geçmesi öyküleri daha ilginç kılar. Bob’a, hemen her macerada güzel bir kadın eşlik eder. Gözdeleri, araştırmacı gazeteci Sophia Paramount ve Tania Orloff’tur. Yakın dostu, Bill Ballantine eşine az rastlanır bir "sidekick"tir. Hem iri hem zekidir! Düşmanları da eşsiz tiplerdir: SMOG adlı uluslararası bir casusluk kartelinin başı, femme fatale Miss Ylang Ylang, acımasız Sarı Gölge, çılgın bilim adamı Dr. Xhatan, Kaplan vb...

Cuma, Aralık 12, 2008

Cat Claw

“Erkekler evlerinde en çok ne olmasını isterler” sorusuna siz nasıl cevap verirsiniz bilmiyorum ama Bane Kerac bu soruyu Türkiye’de “Kedi Kız” olarak yayınlanan Cat Claw çizgi romanını çizerek yanıtlamış. 1981 yılında -- o zamanki adıyla—Yugoslavya’nın kuzeyinde Voyvodina’nın küçük başkenti Novi Sad’da yaşayan Bane Kerac, bir süper kahraman çizgi romanı yaratır. Biyoloji öğrencisi Carol Connor, önce bir kedi tarafından tırmalanır, ardından üniversitenin laboratuarında ‘deney aygıtı’nın yanlışlıkla çalışması sonucu değişim geçirir. Artık bir kedinin çevikliği, hisleri, dokuz canı ve tırnakları ile donatılmıştır.

Connor’u Batman, Spiderman gibi süper kahramanlardan ayıran tek nokta çekici fiziği ve dişiliğini ön plana çıkarmaktan başka bir işe yaramayan mayo üniformasıdır. Bir maske, bir file çorap ve bir çift çizme ile tamamlanan üniforma Kedi Kızın özelliklerini arttırmak için değil de fiziğini okuyucuya sergilemek için tasarlanmış gibidir. Kedi Kız, Kurtadam, Vahşi Ninja, Grgur gibi canavarlarla mücadele etmek dışında yaşadığı şehrin daha güvenilir olması için de çalışır. Tecavüzcü serserileri pataklar, hırsızları yakalar, tabi bu arada her süper kahramanın başına gelen onun da başına gelir: bir kahraman olduğu anlaşılana kadar polisten kaçmak ve gizlenmek zorundadır.

Cat Claw Türkiye’de 11 yıl gecikmeli olarak ortaya çıktı. Alfa yayınları 1992 yılında “Yetişkinlere Yepyeni Maceralar” üst başlığı ile haftalık olarak yayınladı. Bir süre sonra da 34 sayfalık bu maceraların beşini bir araya getirip Süper cilt olarak piyasaya sürdü. (B.T.)

Perşembe, Aralık 11, 2008

Die Nase des Sultans

Die Peanuts um Charlie Brown und Snoopy oder Asterix und seine Gallier kennt alle Welt. Ein ebensolcher Klassiker ist in der Türkei Avanak Avni - ein Vorstadtbengel, der immer wieder auf die Nase fällt und sich trotzdem nie unterkriegen lässt. Seinem Schöpfer Oguz Aral (1936-2004) errichteten Comic-Freunde im Istanbuler Szeneviertel Cihangir ein Denkmal. Die von Aral ins Leben gerufene Karikaturenzeitschrift "Girgir" war die Schule, durch die in der Türkei viele der heutigen Comic-Zeichner und Karikaturisten gegangen sind. Zu ihren besten Zeiten hatte das Blatt eine Auflage von mehr als 500.000 Exemplaren. "Die türkischen Comic-Zeichner haben seither ihre eigene Art und Weise, ihr eigenes Oeuvre entwickelt", berichtet Comic-Experte Levent Cantek im Comic-Zentrum der Frankfurter Buchmesse. Einflüsse von außen seien sehr gering. Cantek, dessen Land Ehrengast auf der weltgrößten Bücherschau ist, hat dafür eine einfache Erklärung: "Viele türkische Zeichner können keine Fremdsprachen, deshalb sind die Einflüsse nicht sehr groß." (...)
link

Sürpriz Tenten Mirası

Tenten'in yaratıcısı Herge'in yeğeni, amcasına ait bazı eskiz, fotoğraf ve mektupları Paris'te açık arttırmayla satışa sunuyor. Satışa sunulanlar arasında Herge'in Tenten dergisinin diğer iki ortağı olan Edgar P. Jacobs ve Edouard Van Nijverseel'e ve başkalarına yazdığı 300 kadar mektup bulunuyor. Hergsorunlarından, evliliği ve yaratıcılığıyla ilgili yaşadığı krizlere kadar hayatıyla ilgili birçok konuda ne olup bittiğini bütün içtenliğiyle anlattığına dikkat çekiyor. Geçtiğimiz mart ayında yapılan bir başka müzayede de Tenten'e ait oriijinal bir çizim, 762 bin Euro gibi rekor fiyatla satılmıştı. Tenten'in yaratıcısı Herge 1983'te kan kanseri nedeniyle hayatını kaybetmişti.

Carla Bruni

12 Euro’ya satılan çizgi roman otoriter ve yalnız bir sağcı başkanın, erkekleri baştan çıkaran, insan hakları savunucusu, eski şarkıcı ve model solcu bir güzelle nasıl tanışıp evlendiğini anlatılıyor.

Çizgi romanın başkahramanı tabii ki Carla Bruni… Ama buna tam anlamıyla bir kahraman demek zor, zira Bruni çizgi romanda, dünyayı ele geçirip kendi ‘şampanyacı sol’ görüşleri ve ihtiraslarına göre yeniden şekillendirmeyi amaç edinmiş, Pamuk Prenses ile Cruella de Vil (101 Dalmaçyalı’nın kötü karakteri) karışımı bir tipleme olarak yaratılmış.

KEDİ GÖZLÜ BRUNI
Kitapta gerçeklerle kurgular harmanlanmış. Örneğin hikayenin başlarında Carla, kedi gözü bakışlarıyla Carlito’yu hipnotize ediyor, kitabın kapağında da uzun boylu Carla, Carlito’yu bir bebek askısında taşıyor. Kitabın başka bir yerinde ise dış ses olarak Independent gazetesinde Bruni hakkında çıkan bir makaleden alıntılar kullanılmış.

İtalya doğumlu Bruni’nin Fransızlar’da bıraktığı ilk izlenim burnu havada bir maceraperest olmuştu. Bu izlenimleri de yaşadıklarının toplumun ilgisini çekmesiyle desteklenmişti. Daha sonra ise Machiavelli’nin hemşehrisi Madam Sarkozy Bruni’nin, zeki, kendi ajandası olan ve çıkarcı biri olduğu imajı yerleşmeye başladı. Carla ve Carlito’nun yazarları, kitabın son sayfasında, “Tamamen kurgu ama gerçek hayata da o kadar yakın” diyor. Yazarlara göre Carla Bruni Fransa’nın Hilary Clinton’ı olabilir ve bir gün Elysée Sarayı’nın merdivenlerini tek başına çıkabilir.

BRUNI’NİN ETKİSİ
Philippe Cohen Independent’a verdiği mülakatta, “Sarkozy, her zaman kadınların etkisinde kalan ve güçlü bir kadının varlığına gereksinim duyan biri. Birçok kişinin söylediğinin tersine güçlü fikirleri olan bir değil. Birçok konuda Carla’nın etkisinde kalmış görünüyor. Bu belki küresel kriz ya da Afganistan konusunda olmayabilir ama toplumsal ve insani konularda etkilendiği ortada. Carla’nın kılavuzluğu nereye kadar gidecek? Bunu bilemiyorum ama Elysée’de yaşadığı sürece, şimdiki etkinliğinin devam edeceğini düşünebiliriz” diyor.

SARKOZY’NİN SOL VİCDANI
Sarkozy’nin merkez sağ partisi UMP’de de Bruni’nin rolü hakkında kafalar karışık. Bir UMP yetkilisi Bruni için “Carla Bruni, Başkan için bir anlamda sol vicdan haline geldi” diyor ve ekliyor: “Eğer bu sol politikacıları etkisizleştirmek için güdülen bir stratejinin parçası ise kabul edilebilir. Ama bazı zamanlarda, dile getirilen fikirlerin ne kadarının Başkan’a ne kadarının da Madam Bruni Sarkozy’ye ait olduğunu merak ediyoruz.”

Yazarlar, fantezi ile politikanın ayrı şeyler olduğunu vurguluyor. Amaçları ise Fransa’nın gelişen politik gündemini mizahi olarak kitaplarına taşımak. (Kaynak:http://www.ntvmsnbc.com)

Çizgi Romanı Anlamak

Çizgi roman, form ve içerik açısından ucuz, işe yaramaz, stilden uzak, kalitesiz ve yetersiz olarak değerlendiriliyorsa, bunun bir tanımlama sorunu olduğunu düşünen McCloud aksini ispat etmek konusunda başarılı görünüyor. Belki bir hayranı olduğundan Will Eisner’in çizgi roman için kullandığı sequential art/ardışık sanat tanımından yola çıkarak kapsamlı bir tanım oluşturmaya girişiyor. “Birbiri ardına sıralanmış imajların ve bazen yazılı metinlerin bir bilgiyi iletmek veya izleyende estetik bir etki yaratmak amacıyla üretilmesi” tanımı ile McCloud’un dediği gibi tarihte geriye giderek farklı coğrafyalarda izlerini bulmak ve çizgi romanın 3000 yıldır dünyada var olduğu sonucuna ulaşmak zor değil. Mısır hiyerogliflerinden başlayarak günümüz çizgi romanının "kelimesi" olan ikonların dünyasına giriyoruz. Bir kişinin, fikrin, yerin veya şeyin karşılığı olarak imajlar kâğıt üzerinde var oluyorlar. İkonlar, fotografik bir gerçeklikten karikatür basitliğine, geniş bir aralıkta çizgi romanda kullanılabilirler. Yazar, amacına göre kullanılan basit bir tarzın herhangi bir ortamda (medium) hikâye anlatmak veya seyircinin/okuyucunun özdeşleşmesi açısından oldukça verimli olabileceğini düşünüyor.

Cumartesi, Aralık 06, 2008

Fevkalbeşer

Memo Tembelçizer'in kahramanı Fevkalbeşer hakkında bir yazı sitemizde...
link

Manfredi, Büyülü Rüzgâr'ı Anlatıyor...

Magico Vento Zagor'un devamı sayılabilir mi? veya Dylan Dog ile Zagor'un bir sentezi mi? Benzer sorular, yargılar duymuş olabilirsiniz, böyle zamanlarda Magico Vento'nun özgünlüğünü ön plana çıkaran hangi özellikleri sayabilirsiniz?

Genelde öncüllerle kafamı yormam. Magico Vento’nun orijinal ve yeni bir seri olmasını istiyordum. Uzun zaman Batı’yı anlatmanın farklı bir yöntemi olup olmadığını kendime sorup durdum ve bunu yapabilmenin iki yöntemi olduğuna karar verdim: Batı’nın gerçek hikâyesini daha fazla anlatmak ve uzun bir süre ihmal edilen yerli mitolojisine dikkat çekerek daha efsanevi ve karanlık tarafını anlatmak. Zagor ise tamamen farklı bir amaca sahip. Şöyle ki; batılı çizgi roman kahramanları Kızılmaske ve Tarzan’ın bileşimi. Ve Dylan Dog’da ise tarihsel olayların neredeyse hiçbir önemi yok. Bu yüzden Magico Vento’nun bu örneklerin hiçbiriyle ilgisi yok.

Etiketler:

Perşembe, Aralık 04, 2008

Ghost Hunter

Çarşamba, Aralık 03, 2008

Burattini, Zagor'u anlatıyor..

Tanımayanlar için Zagor’un kısa bir tanımlaması: Aslında bizim karakterimizin adı Patrick Wilding, tuzaklar kurma konusunda uzman ve mutlu bir evliliği olan sıradan bir askerin oğlu, Patrick onun böyle olduğuna inanıyor en azından. Çocukluğunu Darkwood ormanında bir kulübede geçiriyor. 10-12 yaşlarında yaşadığı yer bir beyaz tarafından- Rahip Salomon Kinsky- yönetilen bir grup yerlinin saldırısına uğruyor. Zagor, Wandering Fitzy tarafından büyütülüp yetiştiriliyor, bu adam ormanda yaşayan bir tür avcı filozof. Genç Patrick’e kötülükle nasıl başa çıkılacağını ve bazı başka bilgileri aktarıyor, ona nasıl avlanacağını ve vahşi bir ortamda hayatta kalmanın koşullarını öğretiyor, ayrıca tüm yerli dillerini öğrenmesini sağlıyor. Patrick’in takıntısı ise ailesinin katillerini bulmak ve onları öldürerek intikamını almak. Öğretmeni her ne kadar ona bunun tersini öğütlese de, Patrick bu motivasyona karşı durmaya çalışıyor. Böylece intikamı düşman yerli kampının yok edilmesi ile içinden atmaya çalışıyor, bu da onu korkunç gerçekle karşı karşıya getiriyor: Aslında babası her türlü suçu işlemiş yerli ırkını yok etmeye çalışan acımasız bir asker. Bu durum Patrick’i kahrediyor, kimin haklı kimin haksız olduğunu karıştırmaya başlıyor. Wandering Fitzy’nin Patrick’in hayatını kurtarmak için ölmesiyle rahiple karşı karşıya kaldığı dakikalar onun karar verdiği anlar. Kinsky’nin ölümüyle alınan intikam sayesinde kafasını toparlıyor, baltayı nasıl kullanacağına karar veriyor ve beyazlar ile yerliler arasındaki çelişkileri çözmek için vargücüyle çalışmaya başlıyor. Darkwood böylece çok farklı etnik yapılara sahip bir topluluk haline geliyor. Zagor’un bu kadar güncel bir karakter olmasının nedeni işte burada yatıyor, belli bir haklının ya da haksızın olmadığı gerçek bir toplum yapısını göstermesinde. Nolitta, insan ruhuna o sözde çirkinlikleri de işliyor ki, yenilgiye uğrayan düşman da itibarını ve kendi sebeplerini, kötülüğünün gerekçelerini taşıyabiliyor üzerinde. Bunların hepsi Zagor’a bir çizgi roman olarak derinlik kazandırıyor.

Etiketler:

Salı, Aralık 02, 2008

Russ Jones, Creepy günlerini anlatıyor

Hem iş yükü hem de kazancımız inanılmaz boyutlardaydı, yani inanılmayacak kadar düşüktü. Horror of Party Beach ve The Mole People daha sonra The Curse of Frankenstein (Frankenstein’ın Laneti) ve Horror of Dracula (Dracula’nın Dehşeti) serisi için elimize geçen para bürüt 350 dolar olmuştu. Kapak için 200 dolar veriliyordu. The Mole People’ın kapağını bir gecede hazırlamıştım... zaten belli oluyordu. Curse of Frankenstein ve Horror of Dracula kapaklarını da baskı mahvetmişti. Arka plan renkleri değişmiş, kafalar vücutlardan ayrılmıştı. Yağlı boya çalıştığım Christopher Lee’nin gözüktüğü “yaratık” daha da beterdi (Christopher’ın Londra’daki evinde o sayıyı görünce utancımdan yerin dibine girmiştim). Warren o işi daha sonra Famous Monsters’ın cep kitabı serisinden Son of Famous Monsters’ın kapağında kullanmıştı ama bana bu tekrar basım için herhangi bir ödeme yapmayı unutmuştu. Resim arkasına ‘yalnız ilk basım için’ ibaresini koymayı hiç ihmal etmemişimdir ama belli ki gözden kaçmıştı.