Pazartesi, Temmuz 28, 2008

The Succubus Trap

Have I Got a Story for You

Dün akşam Batman, Gotham Knight animasyonunu izledim. Animatrix'i sevdiyseniz bu çalışmayı da beğeneceğinizi söyleyebilirim. Altı kısa hikayeden oluşuyor. "Have I Got a Story for You" adlı ilk hikaye gerçekten çok güzel, diğer çalışmalar küçük farklılıklarla da olsa tipik Batman havasını yansıtıyorlar ama bu hikaye hem estetik hem de tarz olarak hatırda kalacak nitelikte. Sadece bunun için bile filmi seyretmek gerekiyor...

Etiketler:

Pazar, Temmuz 27, 2008

Ömer Ayna

Devam eden albüm çalışmalarımızda yer alacak bir hikâye Ömer Ayna...
Çizen Emre Yüce, Yazan Aziz Tuna C.

Max Fridman İstanbul’da

Vittorio Giardino’nun ünlü casusu Max Fridman’ın İstanbul’da geçen hikâyesi Türkçede Güneş gazetesinin ilavesi olarak “İstanbul’da Casus Avı” adıyla yayınlandı. Konusu için Sovyet rejiminden kaçan önemli bir komünistin kaçması/kaçırılması/yakalanması etrafında gelişen, Sovyet ve Fransız istihbaratı (ve güzel bir kadın) arasında kalan Max Fridman’ın bir hikâyesi denilebilir. 1985 yılında çizilen çizgi roman kimi festivallerde ödüller kazanmış, estetik olarak iyi tasarlanmış, casusluk hikâyesi olarak gerilimi iyi hesaplanmış bir çalışma. Giardino, otuzlu yıllarda geçen Max Fridman dizisi için sağlam bir arşiv taraması yapmış, fotoğraflardan iyi faydalandığı, mekân tasarımı ve döneme (ve ülkelere) özgü ayrıntılara özen gösterdiği anlaşılıyor.

Ancak önemli bir açmazı var, o da anlatımının oryantalist bakışın dışına çıkmaması. Buna gerek duymaması. Hikâye bütünüyle İstanbul’da geçiyor, ama anlatılan İstanbul yüzyıl başlarının-Osmanlı’nın İstanbul’u. Kendi ülkesinde olmayanı çeken –ilginçlik arayan-, az bulunur olsa bile bellekteki doğu imgesine uygun olanı seçen fotoğrafçıların çalışmalarını izlemiş Giardino. Fesli adamlar, eşekler, Arnavut kaldırımlı sokaklar, bir Hintli’yi andıran kadınlarla karşılaşılıyor hikâyede. Asıl kahramanların hepsi yabancılar. İstanbul’un sadece bir arkaplan olarak kullanılması, hikâyede yer alan Türklerin gizli servislerin maşası olmaktan öteye gidememesi ne bizim için ne de farklı oryantalist anlatılar için yeni (ya da farklı) değil. Bu hikâye Kahire ya da Bağdat’ta da geçebilirdi, gerilim ve entrika mekâna bağlı olarak gelişmiyor çünkü. İstanbul’da Casus Avı’nı herşeye rağmen okunur kılan da bu zaten. Giardino’nun ayrıntıcı yumuşak çizgileri, entrika dolu, hızlı gelişen casuslar savaşı hikâyesini güçlendiriyor. İyi bir serüven hikâyesi okumak için Max Fridman’ı kaçınılmaz bir tercih yapıyor.

Cumartesi, Temmuz 26, 2008

Şunu da Bilin ki Prensim…

(…) Conan hikâyelerinde yer alan sayısız kadın savaşçı karakter içinde en ilginç olanı ve zamanla kendi çizgi roman dergilerine, romanlarına, sinema filmine kavuşanı Hirkanya’lı Kadın Savaşçı Red Sonja’dır. Red Sonja’nın ilginçliği daha okura sunumundan başlar. Conan’ın gördüğü ilgi nedeniyle “Conan’ın yaratıcılarından” diye (Türkiye’de buna “Conan’ın Kız Arkadaşı” unvanı da eklenmiştir) pazarlanmasına ve Howard’ın bir karakteri olduğu her sayıda belirtilmesine rağmen, Howard’ın Red Sonja karakterine yer verdiği bir hikâyesi bulunmamaktadır. Red Sonja karakterine kaynaklık eden Howard hikâyesi, Ocak 1934 yılında Oriental Stories dergisinde yayınlanan ve Conan’ın Hiborya çağında değil 1526 yılında geçen, Shadow of the Vulture (Akbabanın Gölgesi) isimli hikâyedir. Osmanlı ordusunun kuşattığı Viyana’nın Alman şövalyeler tarafından savunulmasını anlatan ve Red Sonja isminin hiç geçmediği bu hikâyede Howard, bir yan karakter olarak, Son-Ya of Rogatino’ya yer verir. Rogatino’lu (Rusya) Son-Ya (y ile), bir yandan hikâyenin asıl ana karakteri von Kalmbach ile Viyana’yı Osmanlı akınına karşı savunurken bir yandan da Kanuni Sultan Süleyman’ın hareminde esir olan kız kardeşini kurtarmaya çalışmaktadır. Ne tecavüze uğramıştır ne de kendini kılıçla yenemeyen bir erkeğin olamayacağına ilişkin bir yemini vardır (…)

“Red Sonja: Şunu da Bilin ki Prensim…” başlıklı yazıdan alıntı, Tanyel Ali MUTLU (Serüven, Sayı 5)

Cuma, Temmuz 25, 2008

Story Factory

Yeni Spirit

Will Eisner'in ünlü Spirit çalışması, geçen yılın Şubat ayında DC tarafından yeni bir yorumla sunulmaya başladı. Evvelsi gün ilk sayısını okuyabildim, Eisner'in çizgi ve anlatımının çok gerisinde olduğunu düşündürten bir ilk sayı olduğunu söyleyebilirim, sonraki sayılarda nasıl gelişti bilmiyorum. Ligne clair havasında bir çizgi ve renkleme yapılmış, öyle ki Torres'in işlerini andırıyor bu yeni Spirit, elbette gerisinde kalarak... Yine de ilgi çekici sayfalar, Eisner'i özümsemiş sayfalar yok değil. Yukarıdaki kurgu tam bir Spirit sayfası...Söze gerek olmayan bir hüzün tablosu...

Perşembe, Temmuz 24, 2008

Şerbetçi

oky çizerken

Fotoğraf: Cengiz Üstün
link

Çarşamba, Temmuz 23, 2008

Kraven'ın Son Avı


90ların en şaşırtıcı Örümcek Adam öykülerinden biri, sonradan pek çok senaristin “unutamadıkları kült senaryo” olarak ilan ettikleri Kraven’ın Son Avı’dır.

Öykü, henüz bir klişe haline gelmemiş olan “aralıksız yağmur yağan karanlık metropol” dekorunu, atmosfer oluşturmak için başarıyla kullanır. Peter Parker’ın ikinci sınıf düşmanlarından biri olan Kraven totem olarak gördüğü hayvanları avlayarak onların gücünü “giyen” bir sosyopattır.

Öykünün kilit noktasında Avcı Kraven, Peter’ı tuzağa düşürür ve tüfeğini ona doğrultur.

Anlatım kutusu sayesinde düşüncelerini dinleyebildiğimiz Parker içinden şunları geçirir:

Bir şey olmayacak, tüm diğer “süper-kötüler” gibi o da biraz atıp tutacak, her zamanki gibi dünyayı fethetmekten falan bahsedecek, o arada ben şu ağlardan kurtulup bu herifi pataklayacağım. Bir şey olmayacak. . .

Sanki Parker kimsenin gerçekten ölmediği bir çizgi roman evreninde yaşadığını sezmiş gibidir. Ancak o anda Kraven ateş eder ve Örümcek Adam yığılır. Sayının sonunda Kraven Örümcek Adam kostümüne bürünmüş olarak Peter Parker’ı bir tabutun içinde gömer. Kurbanını “yemiş” (bazı panellerde Kraven gerçekten de güçlerine sahip olmak için örümcekler yer) ve onun kimliğini yutmuştur.

Maceranın gerisi, aslında uyuşturucu bir iğneyle vurulmuş ve diri diri gömülmüş olan Parker’ın halüsinasyonlar ve kendi ölüm korkusu ile savaşarak tekrar "yüzeye çıkmasını" oldukça sembolik paneller ve senarist J.M. DeMatteis’in buluşu olan hezeyanlı bir biçimde sayfanın dört bir yanına saçılmış anlatım kutuları yardımıyla betimler.

Öykünün sonu çizgi romanların doğası gereği ana kahramanın zaferi ile sonuçlansa da Kraven, Örümcek Adam’ı zaten yenmiş olduğunu, ona simgesel bile olsa bir ölüm tattırdığını ve onun kimliğini yutarak şehirde avlandığını söyler. Kendi bakış açısına göre Kraven kazanmıştır. Son panelde tüfeği kendi çenesinin altına dayar ve tetiği çeker. Tüfeğin içinde bu kez ilaçlı iğne yoktur.

İntiharı onurlu bir çıkış yolu olarak gösterdiği için sonradan pek çok kaygılı ebeveynin şimşeklerini üzerine çekse de Kraven’in Son Avı, kahramanının ölüm korkusuna dair psikanalitik didiklemeleri, "yeraltına iniş" temasını taşıyan sembolik düzeydeki anlatımı ve klişe olmayı reddeden “kötü adam”ı sayesinde nadir bulunan karanlık Örümcek Adam öykülerinden biridir.

Jenna Jamesons Shadow Hunter 2008


Jenna Jameson adını kullanarak yayınlanan bir çizgi roman serisi var. Öyküsü değilse bile çizgi performansı oldukça başarılı olan dizi, benzer nitelikteki ticari yayınlarla kıyaslandığında ayrı bir ilgiyi hakediyor. Kapak ve iç sayfalardan örnekler sunuyoruz.
link

Salı, Temmuz 22, 2008

Contern Uluslararası Çizgi Roman Festivali

Contern Uluslararası çizgi roman festivalinin 15.si, 19-20 Temmuz tarihlerinde yapıldı.

Festival hakkında genel bilgiler verecek olursak,ilki 1994 yılında yapılan bu festival bir komitenin (4 kişi) etkinliği olarak başlamış. Her yıl, 10000 civarında iştirakçinin olduğu,60 civarında da çizerin bu etkinliklere katıldığı bilgiler arasında yer alıyor.

Contern, Luxemburg şehri yakınlarında bir kasaba,yerleşim alanının önemli bir kısmı festival için ayrılmıştı. Festival, çizerlerin okurlarla buluştuğu bir etkinlik oldu. Aynı zamanda bizim sahaf tarzı yaklaşık 100 kadar, çizgi roman satıcısı vardı; sanırım, indirimli alışverişlerden
insanlar epeyce yararlandı.

Bu arada müzikle gösterinin iç içe geçtiği çeşitli etkinlikler ihmal edilmemiş. Luxemburg Marching Band bunlardan biri. Diğer taraftan çocuklar için küçük bir oyun alanı oluşturulmuş. Luxemburg yerel gazetesi de etkinliği desteklemek için çizgi roman sahibi olmak isteyenler arasında ücretsiz bir çekiliş organize etti. Bu arada bankalar da reklam, promosyon vb. için oradaydı. Festivalin yeme içme kısmıysa, bizim piknik diye tabir edebileceğimiz tarzda ,etkinlik alanının sağına soluna serpiştirilmişti.

Evet buradaki havalar Türkiye’den farklı, her açıdan. Nitekim, her gün müşerref olduğumuz yağmur, pazar günü akşam üzeri de bütün şiddetiyle es geçmedi.

[Aykan Sever]

fotoğraflar için link

Destek Ol!


Çizgi romana destek ol! Türkiyeli çizgi romana, çizgi roman satıcılarına ve üreticilerine destek ol! Çizgi roman satın al...

Pazartesi, Temmuz 21, 2008

Ya Konuşursa!!

The Talking Head (Le Bavard) için Paolo Baciliero’nun uluslararası başarı kazanmış tek albümüdür denilebilir. 1965 doğumlu Baciliero çizgi romana 1982 yılında başlamış, Manara’nın asistanlığını yapmış olması üretimlerinin ne yönde geliştiğinin de bir göstergesi elbette. İtalyan kökenli olmasına karşın çizgi roman anlayışı frankofon biçemine daha yakın. Adult kategorisinde çıkan The Talking Head albümü ise yetmişli yılların Türkiye’de de pek meşhur olan seks komedilerini andırıyor. Victor adlı genç bir adam bir sabah tuvalete gittiğinde erkeklik organının konuşmaya başladığını görüyor. Hikayeye adını veren mizah da buradan çıkıyor. Porno mafyasının (!) peşine düştüğü Victor ve konuşan penisinin başından geçen badireler, araya serpiştirilmiş bir aşk hikayesi ve sürekli aksiyon hikayeyi okunur kılıyor. Baciliero'nun ustası Manara’yı andıran kare içi düzenlemeleri var, çiniyi kullanırken yine ustasına kıyasla daha kalın konturlar kullanıyor ama bütünlüklü olarak yumuşak insanın çeken bir üslubu var. Çizgi olarak olağanüstü değil ama yumuşaklığı bunu örtüyor. Müstehcen ve rahatsız edici olabilecek hikâyeyi de aynı yumuşaklıkla anlatma mahareti gösteriyor, bu da önemli.

Pazar, Temmuz 20, 2008

Frankfurt'ta Türkiye'de Çizgi Roman

15-20 Ekim tarihleri arasında yapılacak Frankfurt Kitap Fuarının Comic Center bölümünün konuk ülkesi Türkiye...

Bu çerçevede yapılacak etkinlikler için hazırlanan afişi katılımcı çizerlerin en genci olan Ersin Karabulut hazırlıyor.

Bilindiği gibi Frankfurt Kitap Fuarının ilk üç günü sadece yayıncılara yönelik gerçekleşiyor. Son iki gün halka açılıyor ve sadece Alman kitabevleri sınırlı ölçüde kitap satışı yapıyorlar. Bir başka deyişle dünyanın en büyük kitap fuarı sayılan oluşumun asıl amacı kitap değil yayın hakkı satışı oluyor...

Uluslararası yayıncılara yönelik olarak yapılacak kesinleşen-etkinlikler listesi şöyle:

15 Ekim saat 13:00'te Türkiye'de çizgi roman konulu bir sunum yapacağım...

15 Ekim saat 16:00'da çeşitli ülkelerden altı editör ve akademisyenin katıldıği bir panelde konuşmacı olarak yer alacağım... Doğrusu bu daveti yeni aldım, uluslararası çizgi roman marketi hakkında olacağını biliyorum, Türkiye'deki yansımaları hakkında bir konuşma yapacağım...bildiğim tek ayrıntı bu...

17 Ekim saat 13:00'te Kenan Yarar, Bülent Üstün, Ersin Karabulut, Bahadır Baruter ve Ramize Erer'in katılımıyla bir sunum yapılacak. Çizer arkadaşların aralıklarla konuşacağı ama bir tema etrafında sürekli çizeceği sunum/gösterinin moderatörlüğünü yine ben yapacağım. Hatırlıyan olabilir bir iki yıl önce Ankara'da Fransızlara benzer bir sunum yapmıştık...Aynı mantığı sürdüreceğiz...

Biri sergi alanında diğeri konuk ülke standında olmak üzere iki ayrı sergi yer alacak.

Sergi alanındaki panolar, halihazırda kitapları yayınlanan üreticilere ayrılacak olmasına karşın, standımızda yer alan sergi retrospektif nitelikli olarak başlangıcından günümüze yerli çizgi roman çalışmalarımızı içerecek.

Yine standımızda albüm/kitap olarak yayınlanan ve yayın hakkı pazarlanabilir çizgi romanlarımız sürekli olarak sunulacak.

Pazar günü yaklaşık 10 çizerin katılımıyla bir fanzin hazırlanacak ve o günün hatırası olarak ziyaretçilere dağıtılacak.

Cumartesi-Pazar günü etkinlikleri kesinleştikçe programa dahil edilecek.

Soru ve özellikle önerilere açık olduğumu duyurayım
Sevgiler, kolaylıklar

Etiketler:

Cumartesi, Temmuz 19, 2008

Gathering

Kerem Beyit'ten
link

Çarşamba, Temmuz 16, 2008

World War Deli Gucuk

Deli Gücük: Son Saat
Çiz. M.Korkut Öztekin
Yaz. Murat Başekim
Hazırlıklarını sürdürdüğümüz Deli Gücük, Osmanlı Taşrasından Dehşet Hikâyeleri albümünden...
link

Etiketler:

Salı, Temmuz 15, 2008

Türkiye İllüstratörler Grubu

Dramatik Bir Albüm: Zaman Her Zamandır

Mehmet Tunalı’nın Zaman Her Zamandır albümünün dramatik bir yanı var. Tunalı’nın ölümünden çok az bir süre önce çıktı. Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle vefat eden Tunalı, Türkiye’de bir çizgi roman albümünün yayınlanmasını çok istemiş; kızkardeşi, yakın dostu Şahin Karakoç ve yayıncı Raşit Çavaş albümün ölümünden evvel yetişmesi için çalışmışlar. Tunalı, gerek Türkiye’de gerekse yetmişli yılların sonunda gittiği Avrupa’da çizgi romancılıktan çok illüstrasyon ve kapak çizeri olarak çalıştı. Zaman Her Zamandır albümü de bu farklılığı gösteren türden bir nitelik arz ediyor. Gerçekten başarılı bir kapak çalışmasına karşın çizgi roman (kurgu, devamlılık ve sahneleme açısından) aynı düzeyde değil. Tiplemeler dahi birçok yerde aksıyor ve farklı karelerde birbirine benzemeyen kahramanlarla karşılaşıyoruz. Hikâyenin dağınıklığı da bu sorunla birleşince albüm aksıyor. Öte yandan başta da söylendiği gibi farklı bir anlamı olan bir albüm bu.

Cumartesi, Temmuz 12, 2008

Pı'ya Mektuplar

Pı’ya mektupların esası, bütün sözlüklerin en yıpranmış sözcüğü: Aşk. Ümitsizlikten, terkedilmişlikten ölüyor her sahneye çıkan. Hiçbir kahkaha çınlamıyor karelerde. Berduşun soğuk elleri, hem ibnenin hem kaldırımın sesi; küçük kızlar gibi titreyen, karanlığa hissedar öyküler. Bitimsiz intikam hayattan. Şiddet yüzlü adamlar, karaağaçlar, arka sokaklar, uzak diyarlar, uzaylılar. Faust en meraklı okuyucu, Pı terkeden; Galip, çizmeye keş.

Etiketler:

Cuma, Temmuz 11, 2008

Alo Anne!

Alo Anne, 1991 yılında ancak 2 sayı çıkabilen Resimli Roman (Rr) dergisinin iddialı çizgi romanıydı. İlk sayıda başlayıp biten çalışma derginin estetik ve anlatım olarak ne yapmak istediğini imliyordu. Mevcut çizgi roman örneklerinin, varolan anlatım biçimlerinin tükendiği, tekrara düştüğü ya da eskidiği varsayımıyla hareket edilerek yeni, benzersiz ve daha önce denenmemiş olanı üretmek iddiası taşınıyordu. Çizgi olarak Ergün Gündüz’ün yoğun emek verdiği görülen çalışmanın farklılığı daha çok anlattığı hikâyesindeydi. Anlatılabilecek bir olay örgüsü taşımayan çalışma yaşam kesitlerinden oluşuyordu. Kentsoylu, üst-orta sınıftan (solcu, entelektüel eğilimleri olan) evli bir çiftin yaşamından belli anların anlatıldığı hikâyenin genel olarak sıkıntı hakkında olduğu söylenebilirdi. Bütün bir hikâye boyunca çeşitli mekânlarda konuşan, tartışan, sevişen, anlaşamayan çiftin mutsuz ve sıkıntılı psikolojileri yansıtılıyordu. Son sayfada bütün bir hikâyeyi bir resim sergisi yapmak için “oynadıklarını” öğrensek de (bunun da bir anlamı yoktur aslında) hikâyenin anlaşılmak gibi bir kaygısı yoktu. Öte yandan senaryosu Heike-Sarkis Paçacı ikilisine ait olan hikâyenin dili kötü bir tercümeyi andırmaktaydı, diyaloglar ses uyumsuzluğu içermekteydi. Bu handikap hikayenin anlaşılmazlığı ister istemez pekiştirmekteydi. Her şeye karşın o güne değin ve belki bu gün dahi yerli çizgi romanda bu tür anlatım denemelerine girilmemesi Alo Anne çalışmasını farklı bir öykü yapmaktadır.

Perşembe, Temmuz 10, 2008

original art for sale

Mahmud A.Asrar orijinalleri satışta...
link

Önce Hüznü Konuşan Çizer

Neyi anlatsa önce hüznü konuşur Tuncer Erdem. Sürekli sonbahar, Günbatımı. Gölgesiz diyarlar. Koksaydı kükürt kokardı, dumanlı. Bir adam intihar edecek, mektubu hazır. Lokantalar, barlar, vitrinler, otobüsler bomboş. Rüzgâr uçuruyor mektubu, koşuyor adam peşi sıra sokağa, caddeye. Koştukça doluyor sokaklar, açılıyor vitrinler. Neşeyle haykırıyor gökyüzüne, hayata adam. Mektup, bu hikâye. Tuncer Erdem, herşeye rağmen’in çizeri, vaiz.

Etiketler:

Salı, Temmuz 08, 2008

Tenten’i Konuşmak…

Tenten, Milliyet Çocuk Dergisi’ndeki yayınını saymazsak, ilk kez özgün ölçülerinde ve aslına oldukça sadık bir çeviriyle 1994-1998 yılları arasında YKY tarafından yayınlandı. Tenten’in 22 albümlük resmi serisi bugün İnkılâp Kitabevi tarafından tekrarlanıyor. YKY, Tenten’in anlatım olarak değişiminin görülebileceği bir sırayla yayınlamadı seriyi. İlk yedi serüven en sona bırakıldı örneğin. Orijinal sıraya bakıldığında dokuzuncu ve onuncu serüvenlerle başlanıldı, yedinci ve altıncı serüvenlerle dizi nihayetlendi. Yayınevinin “ticari” sayılabilecek tercihinin, dizinin yaratıcısı Georges Remi “ilk ürünleri”ne duyduğu mesafeyle uyuşması ilginç. İsim ve soyadının ters çevriminin (R.G.) Fransızcadaki okunuşundan (“Erje”) çıkan imzasıyla Herge, 1930-1975 yılları arasında yayınlanan Tenten’i, çeşitli biçimlerde revize etmiş, özellikle başlangıç dönemlerinin ilk biçimleriyle yayımlanmasını istememiştir. Hatta uzun yıllar korsan baskıları yapılan 1930 tarihli Tintin Au Pays Des Soviet (Tenten Sovyetlerin Ülkesinde) adlı serüvenin ancak 1973 yılında (İngilizcesi 1986) yayımına izin vermiştir. İlk serüvenlerin hemen hepsi, mizahi içeriklerinden, tutucu taraflarına, çizgisinden renk ve biçem özelliklerine varıncaya değin bir hayli değişiklik yaşamıştır. Siyah-beyaz olarak yayınlanmış bu serüvenlerin naif, ırkçı ve faşizan özellikleri nedeniyle kendisine yöneltilen eleştirilerden duyduğu rahatsızlığın Herge’i bu tür bir müdahaleye teşvik ettiği söylenir.

Öte yandan YKY, Tenten Serisinin sonunda önemli bir sürpriz yaptı ve Tenten serilerinde pek akla gelmeyen Tenten Sovyetler’de albümünü yayınladı (2000). Benzer bir sürpriz daha yapılarak Herge’in ölümünden sonra yarım kalan Tintin et L’Alph’Art albümünün de (1986) yayınlanmasını beklediysek de böyle bir tercihte bulunulmadı. Bir ustanın eskizlerini, çizgisel arayışlarını ve teknik olarak “nasıl çalıştığını” gösteren oldukça heyecan verici bir albümdür oysaki. Kimi dillerde bunlara ek olarak Tenten’in çizgi filmlerinin storyboardları ve hatta foto-romanları bile seriye dâhil edilmektedir. Tenten’in yeni yayıncısı İnkılâp Kitabevi, YKY kadar sadakatsizlik yapmamakla birlikte, o da orijinal sıraya uymuyor ve Tenten’in klasik 22 serüvenlik serisine ne tür ilaveler yapılacağı ise şu an için belirsiz.

Cumartesi, Temmuz 05, 2008

Ratip Tahir Burak

Alla-turca erotizmin ustalıkla işlendiği, daha da fazlası kalıba döktüğü balık etli Osmanlı kadınlarıydı Ratip Tahir’in çizdikleri. Terbiyeli, soğuk ve seçkin. Ve mesafeli. Devrinin zarafet tutkusu ve hassasiyetleriyle çalışıyordu. CHP’liydi. Atatürk’ün istiflediği resimler çizdi. En çok demokratlara kızdı. Ulus’un ilk sayfasında sayısız İnönü resmetti. En iyi enstrümanı erotizm olabilirdi, tarih anlatmayı, yol göstermeyi “örnek” olmayı seçti. Cumhuriyet kuşağının alışkanlıklarının kozasında konuştu. Partinin-devletin ressamıydı, gazete ressamı oldu. Hayırsız zamanlarda, Bab-ı Ali cangılında, Akşam’da, bir gün kendisine “artık ihtiyaç duyulmadığını” söylediler. Çıkıp gitti. İnançsız, kuralsız, kalpsiz-beyinsiz ve bayağılıklarla dolu vamp kadın resimleri doldu, onun bıraktığı yerde.

Etiketler:

Cuma, Temmuz 04, 2008

Giardino’nun Sürpriz Sonlu Hikâyeleri

Deadly Alliance (Vacanzi Fatali), Vittorio Giardino�nun tamamı seksenli yılların ikinci yarısında çizilmiş altı kısa hikâyesinden oluşuyor (1989). Hepsi sürpriz sonlu-tutku dolu entrikalar içeren suç hikâyeleri. Girordino�nun tarzı nedeniyle erotizm hikâyelerin gelişiminde ağırlıklı bir yere sahip. Güçlü kadınları var Giardino�nun, cinsel cazibelerini silah olarak kullanıyorlar. Hemen her tuzağın içinde kadınlar var. Giardino, çalışmaları çeşitli dillerde yayınlanan, yayınlandığı ülkelerde de sevilen bir çizgi romancı. À Suivre için çizmeye başladıktan sonra önemli bir popülerlik kazandı. Çalışkanlığı popülerliğini besledi. Sam Pezzo ve Max Fridman serüven dizileri, Little Ego gibi erotik-fantezileri farklı dillerde ve başarılı dergilerde yayınlandılar. Giardino, ülkesindeki yayınlardan hiç kopmayan bir çizer. Bir çok çalışmasını önce kendi ülkesindeki dergilerde kullanıyor. Orient Express, Corto Maltese, İl Mago çalışmalarına yer veren İtalyan dergiler(di). Bu albümde yer alan hikâyeler de Comic Art�da yayınlanmış işlerden. Deadly Alliance, Giardino çizgisini hiç bilmeyenler için iyi bir başlangıç albümü sayılmayabilir. Ancak kısa hikâyelerde kurduğu gerilim ve tek etki üstüne yoğunlaşan kurgusunu incelemek adına başarılı bir albüm.

Perşembe, Temmuz 03, 2008

Yasak Aşkın Hikâyesi: Zehir Ali

Levent Çanga, mizah dergilerinde yetişmekle birlikte karikatürize-komik çizgiyle uzak-yakın ilgisi olmayan bir çizer. Foto-realistik bir deseni var ve çizgiyi kullanma biçimiyle Moebius-Manara ekolünü izliyor. Galip Tekin’in çizgi roman dergisi Dıgıl’da kapanana kadar çalışan Çanga, o günden beri sürekli olarak bir yerde çizmiyor. Zehir Ali, daha önce herhangi bir yayınlanmamış tek hikâyeden oluşan bir albüm. Türkiye’de hem böyle bir gelenek olmadığı hem de temelde kitaplar yaratıcılarını geçindirecek kadar satmadığı için baştan albüm olarak düşünülmüş işler pek çıkmıyor. Hatta tek tük istisnalar hariç hiç çıkmıyor desek yalan olmayacaktır. Çanga bu nedenle az görülür bir emek vermiş, madden özveride bulunmuş. Hikâyenin yurt dışını düşünerek otantik, oryantalist bir tema içerdiği iddia edilebilir, işin o tarafı bilinmiyor. Osmanlı’da geçen tutku (ve sonuçları itibarıyla şiddet) dolu bir aşk anlatılıyor. Hikâyenin çarpıcılığı da bu şiddet ve yasak olan aşktan çıkıyor. Mehmet Seyda’nın naklettiği bir hikâyeden uyarlanmış. Çanga, çok özenmiş, siyah beyaz bir çalışma olduğu için işin temizliğine (ve temiz iş görünmesine) çok çalışmış, çiniyle incelikle uğraşmış. Desen olarak Manara’dan birebir faydalandığı kareleri de var. Zehir Ali, 28 sayfa sürüyor, LeMan Yayınlarından çıkan albüm hepi topu iki formadan oluşuyor. LeMan’ın tarzı olmamasına karşın böyle bir albümü yayınlaması da ilginç. Zehir Ali albümü “akacak mecra bulamadığı” için başka işlere yönelmek zorunda kalan çizer neslini hatırlatıyor, hayıflanıyorum (L.C).

Etiketler:

Çarşamba, Temmuz 02, 2008

Conan Parodisi: Kenan The Berber

Kenan The Berber, adından anlaşılacağı gibi bir Conan parodisi. Sinan Gürdağcık’ın hazırladığı çizgi roman ayrıca kitaplaştırıldığı için bugüne kalabilmiş, yoksa büyük ihtimal mizah dergilerinde çeşitli filmleri, televizyon dizileri ya da popüler anlatıları hicveden sayısız hikayenin akıbetini yaşayacaktı, unutulacaktı. Hikaye, Kenan adlı bir berber çırağının yaşlı bir cadının lütfuyla geçmişe Conan olarak gitmesiyle başlıyor. Conan’ın çeşitli serüvenleri (örn. Kanlı Düş) kare, kurgu ve izlek olarak kullanılmış, Conan okurları hikayeleri bildikleri için bir sonraki karede ne olacağını tahmin edebiliyorlar. Gürdağcık, nerdeyse bir antiskop çizeri olarak hikayede var. Mizahi açıdan ise önemli bir açmazı var Kenan The Berber’in. Herşeye gücü yeten Conan tiplemesini hicvetmek gibi bir tercihi olmamış Gürdağcık’ın, Conan yine kurtarıyor, yine önüne çıkanı silip süpürüyor vs... Çizgiden çok söze dayalı bir mizah ortaya çıkmış ama bu da hikayeyi komikleştirmeye yetmiyor. Sırf Conan’ın Kenan ile olan isim benzerliği ya da kılıçla makası benzeştirmek çok zor değil aslında. Kenan’ın Conan oluşundan sonra ne berberliği hatırlanıyor ne de berberlik bir espri kaynağı olarak kullanılabiliyor. Kenan The Berber’in Mad dergisi üretimlerine benzediğini, Harvey Kurtzman ve Wıll Elder'in Little Annie Fanny’sini mantık olarak izlediğini son olarak belirtelim. İlgilenenler için kitap 1990 yılında Yılmaz Yayıncılık tarafından yayınlandı.

Etiketler:

Salı, Temmuz 01, 2008

Pyongyang



Yakın zamanda İstanbul'un tarihi (ve daima güncel) kitapçılarından Robinson Crusoe küçük bir çizgi roman dükkanı açtı. Her ay yeni kitaplar geliyor ve kitap rafları giderek zenginleşiyor. Geçenlerde burada çok ilginç bir kitap buldum. Kanadalı Guy Delisle, Kuzey Kore'ye yaptığı iki aylık bir iş seyahatini çizgi roman haline getirmiş. Sanatçı, animasyoncu olarak çeşitli (genellikle sıradışı) ülkelere gidip orada kısa süreliğine çalışıyor. Delisle tahmin edeceğiniz gibi en çok yasaklara ve bürokrasi karşısında yaşadığı tuhaf ve traji komik olaylara yer vermiş. Dünyadaki olaylardan, gelişmelerden, sanattan, teknolojiden bihaber yaşayan ve 1984'ün kulaklarını çınlatırcasına, sadece ve sadece liderleri için yaşayan halkla karşılaşmları da unutulmaz anlarla dolu. Fakat kitabın bir bölümünde çok ilginç bir olay yaşanıyor. Türkiye'den bir grup (sanırım siyasetçiydi) animasyoncu ile aynı otelde kalıyor ve otel yönetimi Türklerin kaldığı süre boyunca, konuklarına temiz ve kaliteli servis yapıyor. Hatta Delisle Türk grubu gittikten sonra resmen üzülüyor çünkü yemeklerin ve servisin kalitesi bir anda düşüyor. Bir de Türkün Türkten başka dostu yoktur derler!

Küçük bir tavsiye: Pyongyang'ın hemen ardından benim gibi sanatçının Çin deneyimlerini anlattığı Shenzhen kitabını okumayın. Kuzey Kore notlarından sonra Shenzen çok sıradan ve hatta sıkıcı geliyor. Yine de bu ilginç sanatçıyı ve müthiş Drawn & Quarterly yayınevini tebrik etmek lazım.

Crumb’ın Kafka’sı

Milliyet Yayınları bir dönem Yeni Başlayanlar İçin üst başlıklı bir diziye başlamış, Faşizm’den Ekolojiye, Marx’tan Freud’a çok sayıda olgu, eğilim, ideoloji ya da şahsiyeti resimlerle özetleyen kitaplar yayınlamıştı. O diziden çıkan Kafka kitabının (1996) sürprizi Robert Crumb’ın çizgileriyle yayınlanmasıydı. Crumb’ın illüstrasyonları daha önce çeşitli dergilerde kullanılmakla birlikte, herhangi bir çalışması Türkçe’de yayınlanmış değildi. Crumb, Kafka’da David Zane Mairowitz’in metnini temel alarak (çoğunlukla illüstrasyonlar kullansa da) bir çizgi roman uyarlaması yapıyordu. Crumb’ın başarısı biyografiyi okunabilir-seyirlik bir anlatıya dönüştürmesinde yatıyor kuşkusuz. Biyografiye dayanan çizgi romanlarda genel olarak gerçekçi olma adına anlatıyı yavaşlatan bir belge, fotoğraf ya da dipnot enflasyonu yaşanıyor. Biyografiye konu edilen kişiyi fotoğraf ayrıntısında benzetme telaşı çizer üzerinde hissedilir bir kasılma yaratıyor. Kafka bu tür sorunları aşmayı başaran nitelikli bir biyografi. Şöyle bir iddiada bulunulabilir: Kafka, Türkçe’de yayınlanmış en iyi biyografik çizgi roman. Kuşkusuz bunun tek nedeni Crumb. Kendi kişiliğini ortaya koyduğunu hissettiriyor Crumb. Özgün hikâyelerinde ve anlatım biçiminde her ne varsa Kafka’ya taşımış aslında. Kafka’nın cinsellik ve güç ile ilgili saplantılarını, içe kapanma arzusunu o denli maharetle anlatıyor ki Crumb’ın özgün bir hikayesini okuduğumuz zannına kapılabiliyoruz. Crumb’ın iri kadınları, otoriteyle sorunları olan arızalı-zayıf erkekleri Kafka’da yine karşımıza çıkıyor. Her ne yaparsa yapsın bir Kafka yorumu yaptığını bildiği için Crumb rahat da davranmış aslında. Kafka’yı iyi özetlediğini düşündüğüm bir metin, tarama ucunu aşkla kullanan, çizmekten yorulmayan büyük bir üslupçuyu seyretmek isterseniz bu kitabı arayın derim.

Etiketler: