Perşembe, Aralık 31, 2009

Hergé'ye...

(…) Benim Tenten’in yaratıcısı Hergé ile kişisel dostluğum vardı. Onunla tanışmak için özel olarak Brüksel’e gitmiştim. Zaten Casterman yayıneviyle ilişkimizin başlaması o tanışmayla birlikte olmuştur. Tenten ile ilgili çok enteresan iki hikâyem var. Hergé’ye: “sizin kitaplarınız bizde izinsiz yayınlanıyor” dedim. Çok kızdı, hemen konuyu takibe almamı, dava açmamı istedi. O zaman 19 Tenten albümü vardı. Ama Türkiye’de basılan korsan albümlerin sayısı 20 taneydi. Hergé çok şaşırdı ve o yirminci albümü bulup kendisine yollamamı istedi. O zaman bu yayınları yapan bir numaralı korsan Burhan Yayınevi idi. Sahibi Burhan Bey yayınevine kendi adını koymuştu. Ben, albümü buldum ve Hergé’ye yolladım. Bir süre sonra bana hayretler içinde kaldığını belirten bir mektup yazdı: “Osman, bunlar benim çizgilerim. Oturdum her bir kareyi tek tek inceledim. Yani çizimler sahte değil. Bu adam benim 19 albümümden parçalar çıkarmış sonra onları kendi yazdığı senaryoya göre montajlamış ve yepyeni bir kitap yapmış.” dedi. Böyle bir kurnazlığa hem çok şaşırmış hem de deyim yerindeyse hayran kalmıştı. Ama böyle bir fiilin cezasız kalmaması gerektiğini düşünerek dava açmamı istedi. (…)

Yazının tamamı için link

Etiketler:

Çarşamba, Aralık 30, 2009

İyi Seneler 2

Etiketler:

Kadınlar Çizgi Roman Okumaz Sayarak...

Doksanlı yıllara geldiğimizde, çizgi roman yalnızca genç erkek çocuklara hitap eden bir sektör olmakla kalmayıp bir nevi "Playboy kulübü" haline geldi. Bu mantıkla ve kadınların çizgi roman okumadığı varsayımıyla yayıncılar, genç erkeklerin beğenisine uygun aşırı cinsiyetleştirillmiş kadın tiplemeleri üretmeye başladılar, mevcut olanları revize ettiler. [Trina Robbins'in Women in Comics An Introductory Guide yazısından...]

Etiketler:

Salı, Aralık 29, 2009

Art and Beauty

Crumb'ın Art and Beauty çalışmalarına bakıyorum, kapakları da sayarsam iki bölümlü 36'şar sayfalık bir albüm bu. Crumb, kendi notlarının dışında çoğu sanatçı ve entelektüelin sanat ve hayatla ilgili sözlerini temel alarak ilüstrasyonlar çizmiş. Sayfaları görsel olarak istiflerken iri kadınlarını fazlasıyla kullanmış, doğrusu bu pek de ilginç değil. Ünlü ressamların tablolarını kendi ifadesiyle kopyalaması (meşhur çinisiyle yorumlaması) daha çok ilgimi çekti. Resmi tıklayarak büyütürseniz Reginald Marsh'ın tablosunu göreceksiniz. 1929 Kriziyle ilgili, Horace Mccoy-Pollack işbirliğiyle ortaya çıkan Atları da Vururlar filmini hatırlayacağınızı sanıyorum. Ünlü ressamların çalışmalarını Latif Demirci de yorumlamıştı. Crumb'ın böyle bir çabaya girdiğini bilmiyordum.

Etiketler:

Pazartesi, Aralık 28, 2009

Numaralandırma

Numaralandırma: Yurtdışından gelen ve her nedense sadece bir tane olan orijinal çizgi roman, çevirmene gönderilirken (kaligrafide kolaylık olması için) ilk karenin ilk balonundan itibaren (balonun içine yazılmasına dikkat edilerek) numaralandırılırdı. Pek çok çocuk dergisinde balon çizgisinin dışına taşmış numaralar –temizlenmediği ya da unutulduğu- için kimi zaman görülürdü.

Etiketler:

Pazar, Aralık 27, 2009

Chezgi Roman

(...) Che albümünde Oesterheld daha ilk cümleden yazarlığını hissettiriyor, Spain Rodrigez ise daha kesin ve basit ifadelerle metnini oluşturmuş buna karşılık. Oesterheld’in edebi bir dil oluşturma çabası olmuş; Türkçeye özgün dili İspanyolcadan değil Almancadan çevrildiği için bu çaba nasıl aktarılmış kıyaslamak mümkün değil ama yerel kültürlere, siyaset ve edebiyata ilişkin göndermeler yapıldığı, okuru zorladığı görülebiliyor. Albümün arkasına metinde geçen isimleri açıklamaya yönelik notlar konmuş ama Oesterheld oyunbazca farklı göndermeler de yapmış. Örneğin çocukluktan söz ederken Jules Verne’e ya da Define Adası’nda geçen bir şarkıya değinebiliyor. Metnin özgün halinde kaligrafi (balon ve anlatım yazıları) nasıl kullanılmış bilemiyorum ama anlatıcı dili (bazen Che bazen de Oesterheld) değiştiği için yazım punto ve biçim olarak farklılaştırılabilirdi. İster istemez okumayı kolaylaştıran bir tercih olurdu. Görsel olarak Breccialar foto-realistik çizginin ve siyah beyazı (çini mürekkebini) maharetle kullanan bir gelenekten geliyorlar. Özellikle Latinler siyah beyaz çizgi romanların üretiminde gerçekten nitelikli bir birikime sahipler. Hani ne yapsalar belirli bir düzeyin altına düşmüyorlar. Albüm iyi istiflenmiş sayısız sahne ve görsel kontrast içeren kare içeriyor, diğer yandan metin, çizgi romanın önüne geçtiği için görsellikle uyum kuramıyor, olması gereken kareler arası devamlılık (ardışıklık ilkesi) sağlanamıyor (...)
Yazının Tamamı için link

Cumartesi, Aralık 26, 2009

Yiğrenç Bir Eşek!


(...) Memo Tembelçizer’in vakt-i zamanında, Lombak dergisinde yayınlanan çalışmalarından oluşan Ben Bir Eşeğim albümü bu tarzın tipik bir örneği olarak gösterilebilir. Memo, yakın dönemin en üretken isimlerinden biri, çizgisini farklı tarzlarda gösterebilen, iştahla çizen üreticilerden. Asıl önemlisi, kendine özgü bir dünya yaratabilme potansiyeli ve ne yaptığını bilen bir hikâyeci olması. Üstelik, ileride birileri Türkiye’de erotik edebiyatın tarihini yazmaya niyetlenirse Memo’nun anlatılarını mutlaka incelemek zorunda kalacak. Hikâyelerinde grotesk, bayağı, belden aşağı, mundar, iğrenç, salyalı, nâpak teferruat kıyasıya yer alıyor zira (...)

Yazının tamamı için link

Etiketler:

Cuma, Aralık 25, 2009

İyi Seneler

Mahmud A.Asrar'dan...

Dangler

Dangler : (Sallantılı) Uzun bir süredir çözüme ulaştırılmadığından, yazarının unuttuğu düşünülen olay örgüsü veya gizem.

Etiketler:

Perşembe, Aralık 24, 2009

Kötüler Çok Güler!

(...) Yerli çizgi romanda gülme genellikle saldırganlıkla eşleştirilir ve kötü adamın aşağılama aracı olarak kullanılır. Kibir, küçümseme ve güç gösterilerinde büyük puntolarla yazılır kahkaha efektleri. Gülmenin dayanışmacı, rahatlatıcı ya da düzeltici olduğu düşünülen karakteristiği saldırgan yönü kadar hatırlanmaz. Kötü adamlar tekinsiz gülmeleriyle resmedilirler. Kahkahaları tedirgin edicidir, çünkü peşi sıra öldürecek, işkence edecek ya da tecavüze kalkışacaklardır. Gülmeleri onların kötülüklerini pekiştirmek adına eylemlerine eşlik eder. Kuraldır, gülmeyen kötü yoktur! (...)
link

Çarşamba, Aralık 23, 2009

Üslup ve Telif

Bir arkadaşım yukarıdaki resmi gönderip kim çizmiş olabilir, bu imzayı tanıyor musun diye sormuş. Doğrusu bilmiyorum kimin çizdiğini ama görür görmez bana birilerini andırdı. Meraklıları Buscema ve onun da öncüsü olan Raymond’u hemen söyleyeceklerdir. Özellikle Raymond’un 19.yüzyıl resimleme geleneğini, özellikle serüven edebiyatı kitaplarınınresimleyen önemli illüstratörleri üslup olarak izlediğini biliyoruz. Bu işin okulu olmadığı için rağbet gören tarz ister istemez yaygınlaşıyor ve o tarzı yineleyen herkes revaçta oluyor. Medya sahipleri, editörler, reklamverenler, okurlar ve son olarak çizerler bu tarzın yinelenerek yaygınlaşmasını sağlıyorlar. Medya mantığı gereği aktüel düşünüldüğünden Raymond’un öncülleri bir süre sonra hatırlanmıyor bile. Bir milad olarak onu gösteriyoruz veya yetmişli yıllarda Raymond tarihçiler dışında unutulmuştu, herkes Buscema’dan söz ediyordu. Gırgır’da Oğuz Aral gibi çizen yüzlerce çizer vardı, telif olarak karşılığı vardı. Aral önceki on yıllarda da çiziyordu ama bu denli etki yaratmamıştı. Üslup ve çizgi modalarını konuşurken yaygınlaşmayı belirleyen asal etkenin telif olduğunu kolay unutuyoruz.

Etiketler:

Salı, Aralık 22, 2009

Tübitak ya da Takma…

(...) Bayram Efendi, bir kabus, bir baş belasıdır Profesör Azmi’nin hayatında. Tübitak’ta neredeyse tüm öyküler Bayram’ın tahammül edilemez bir adam oluşu ve profesörün tutkulu bilim aşkı üzerine kurulur. Birbirlerine inanılmaz derecede zıt yaratılmış iki karakterin her an karşı karşıya geldikleri kültürel çatışmalar günümüz mizahında da çok sık tekrarlanan bir durumdur. Birbirine uzak kültürlerin toplumun zoraki oluşmuş ortak alanlarında bir araya gelişi ister istemez komik durumlar yaratır. Bayram ile Profesör Azmi karakterleri de aynı bina içinde, çok farklı iki mesleği sürdüren; birbirlerinden çok farklı, birbirlerine çok uzak karakterlerdir. İşte temizlikçi adamla bilim adamının gerçek yaşam koşullarında mümkün gözükmeyen “birliktelikleri” kendiliğinden komiği ortaya çıkartır. Bayram’ın yan karakterler Çaycı Ali Emmi ve halkla ilişkler müdiresi Berrin Hanım ile ilişkileri de kültürel çatışmaların ortaya çıkardığı tezatlıkları destekler. Bayram’ın “concon”, “ciks” kız Berrin’e duyduğu hayranlık neticesi, onunla konuşurken eğilip bükülmeleri, Çaycı Ali Emmi ile sürdürdüğü dedikodu ve akıl danışma seansları kompozisyonu tamamlar niteliktedir. Berrin bir başka üst-kültür grubunu, Çaycı Ali ise Bayram’a çok daha yakın ama Bayramdan farklı olarak daha mazbut bir yaşam tarzını örnekler.
link

Etiketler:

Pazartesi, Aralık 21, 2009

Yeni Deli

Deli Gücük 2, Alacakaranlık Zamanlar
albüm için çizilen ilüstrasyon
Koray Kuranel
link

Etiketler:

koloni blog 4 yaşında

Aralık 2005'te, dört yıl önce başlamıştık blog sayfamıza. Aslına bakılırsa koloni'yi ilk kez 1992 yılında fanzin olarak çıkarmıştık. Sonra e-posta grubu ve en son olarak blog sayfamız. Türkiye'de çizgi roman adına doğru ve güzel işler yapmak istedik. Anlaşılıyor olmak güzel, içten teşekkürler. Herkese şimdiden iyi seneler, mutluluk ve esenlikler...

Etiketler:

Pazar, Aralık 20, 2009

Casas

Keşfetmek için link

Etiketler:

Cumartesi, Aralık 19, 2009

Bir reklam

Yetişkinler için çizgi romanla ilgili bir reklam.

Etiketler:

Cuma, Aralık 18, 2009

Hayal Et

Deli Gücük 2, Alacakaranlık Zamanlar
albümden bir çalışma
Çiz. Zeynep Özatalay
Yaz. Aziz Tuna C.
link

Etiketler:

Perşembe, Aralık 17, 2009

Ne demişler?

Eskiden iyi bir kitap basıldığında yavaş yavaş da olsa satardı. Şu an çok iyi reklamı yapılırsa çok satabiliyor. Misal NTV'nin çizgi romanları buna bir örnek. Hiç kimsenin çizgi roman okumadığı bir dönemde iyi reklamla çok satanlar listesine girdi bu kitaplar. Bunu küçük bir yayınevi yapmış olsaydı şu an bundan bahsediyor olamazdık [Mustafa Arslantunalı, kitap satışlarındaki değişimleri yorumluyor].

Bu, bildiğim hiçbir romanda olmayan bir atraksiyon. Anlatının bir parçası olarak tasarlanmış bir çizgili bölüme hiç rastlamadım. Öyle birden aklıma geliverdi. Türkiye'de en sevdiğim çizer Ersin Karabulut. Cidden olağanüstü bir yeteneğe sahip. Kendisine teklifte bulundum. Önce biraz temkinli yaklaştı, sonra 'tamam' dedi. Hakikaten benim umduğumdan daha güzel çizdi bölümü. Kitabın en güzel sayfaları ona aittir [Murat Menteş, son romanından söz ediyor].

Yabancı gazetelerde çıkan çizgi romana graphic novel deniyormuş [Doğan Hızlan, çizgi roman hakkında öğrendiklerini aktarıyor]

Avrupalı bunu yapıyor, ülkemizde nedense bu sanata bir türlü sahip çıkılmadı. Bunun büyük sorumlusu büyük gazetelerin yöneticileridir. Bugün hiçbir gazetede resimli roman kalmadı. Çizgi roman kağıt üzerinde sinema yapmaktır. Biz sinemaya meraklı bir milletiz. Hikaye dinlemeyi ve görmeyi seven bir milletiz. Yaşım çok ilerledi, gözlerim çok fazla görmüyor ama yayınevlerinden klasikler için çizgi roman teklifi gelirse genç bir ekip kurarak seve seve yaparım [Suat Yalaz, gelişmeleri eleştiriyor].

Klasiklerin çizgi romana uyarlanması dünyada da yeni bir trend. Türkiye'de de yapmak gerekecektir. Aslında mesele sadece klasiklerin okutulması meselesi değil. Bir kere çocukları farklı bir dünyaya alıştırmak. Çok görsel bir dünyada yaşıyoruz. Amaç, televizyon izleyicisini kitaba çekmek değil. Görselle metin arasındaki birlikteliğe kitap üretebilmek ve kitabı da hâlâ okunur kılmak [Sırma Köksal, Everest Yayınları, Genel Yayın Editörü. Dünyada yeni trendler olduğunu hatırlatıyor, açıklıyor].

Çizgi romanın edebiyatı ucuzlattığı savına hiç katılmıyorum. Tam tersine çizgi romanın önemli, deli güzel bir sanat alanı olduğuna inanıyorum. “Roman ağır olur, çizgi roman ise hafif” gibi bir yaklaşım var. Halbuki kaliteli bir çizgi roman ile kaliteli bir romanın buluşması heyecan verici bir eser çıkarır ortaya. Neil Gaiman’ı severek okuyan herkes bilir ki bunun çok iyi örnekleri var. Ben kendim de sadık bir çizgi roman okuruyum. Senelerdir takip ettiğim çok çizgi roman var. Romanlardan öğrendiğim kadar çizgi romanlardan da öğrenmişimdir [Elif Şafak, "hiç de değil" diyor].

Etiketler:

Tek mesele hatunun beni terketmiş olması değil...

(...) Peki o kapıya varabildim mi? Varmaz olur muyum efendim, vardım tabi ki. Basamakları çizip çizip tırmandım, özene bezene kapıyı çizdim, sonra kapının tokmağını çizdim. sonra tuttum o tokmağı, çevirip kapıyı açtım. Ve de kapının arkasındakini çizdim. Sonra kendimi mahkeme salonunda sanık sandalyesinde buluverdim. Hakim sordu: “Çizdiklerinde müstehcenlik var mı?”. Ben “hayır” dedim, ama on bir kişilik bilir kişi kurulunun on bir üyesinin on biri de “evet” dediler. Şahsen ben ifade özgürlüğü adına kendimi feda edip kapının altındakini çizmekte direterek hapislerde sürünmeyi göze almıştım, fakat gel gör ki yasalar beni değil sorumlu müdürü hapse atıyorlar idi. Sorumlu müdürün benim adıma hapse girmeye gönüllü olmasını çok isterdim tabi ama olmadı. Ben de kapıyı kapattım. Sonra biraz daha kapı çizmekle oyalandım. Fakat bilader, kapı kapı kapı kapı, ömür kapı çizmekle geçer mi? Ben de düşündüm “bu hayatta ve bu çizerlik aleminde benim bir kadının bacak arasından başka da alakadar olduğum şeyler olması lazım, değil mi?..” Evet dedim, olması lazım. Ve az önce karikatüristliğime dair anlattığım güzelim freudyen macera çöpe gitti. Şimdi tekrar başlayalım (...) [Memo Tembelçizer anlatıyor]
Yazının tamamı

Etiketler:

Çarşamba, Aralık 16, 2009

X-Over


X-Over: Veya Cross-Over. Bir karakterin bir başka çizgi romanda göründüğü durumlar.

Etiketler:

Salı, Aralık 15, 2009

Hararet


İlüstrasyon: Lidya
link

Etiketler:

Çok Güzeldi Bir Daha Öper misin?

(...) Altmışlı yılların çizgi romanlarında yer alan kadın tiplemeler, farklı karakter özellikleri göstererek cinselliklerini bir silah gibi kullanmışlar, öpüşmenin işlevini değiştirmişlerdir. Edepli, ölçülü ve gerektiği için verilen buselerin yerini iştahlı, nerdeyse arzudan çatlayacak olanları almıştır. Ölçüp biçilmiş bir mesafeyle sunulan kadınların şehvetle erkeklere sarıldıkları resmedilir olmuştur (...)
link

Etiketler:

Pazartesi, Aralık 14, 2009

Sevişme Sahnesi ve Kulisi

8,5 dakikalık Deneysel Film.
Tasarım-Kurgu: Ümit Kıvanç
Müzik: Serdar Ateşer
link

Etiketler:

Pazar, Aralık 13, 2009

Egonun Negatif ve Sıradan Çehresi


(...) Her şeyin nedeni, hayatın asıl güdüleyicisi (Oğuz Aral dünyasında olduğu gibi) cinsel ilişkiye girememek değil... Çünkü şehirli, genç orta sınıf bir okura anlatılıyor hikâye. Sahicilik düzeyi, onlara göre belirlenmek durumunda… Internet’le gelişen sosyalleşme mecraları veya cep telefonları-mesajları, yakın dönem çizgi romanlarında sıklıkla kullanıyor. Doğal olarak bu kullanım yoğunluğu da hikâyelerin sahiciliğini, oluşturdukları gerçeklik vehmini besliyor. Sevgili Günlük’ün kahramanı Figen’i Facebook’ta mesajlaşırken ya da uzun uzun cep telefonuyla konuşurken izliyoruz. Farklı ya da yeni olan ise asıl olarak herkesin konuşurken ne hissettiğini anlatması. Hemen herkes birbirine karşı savunmacı davranıyor, ruhen yaralanmamaya çalışıyor. Yalanlar, uyarılar ya da aracılıklar, daha iyi hissetmek için sarfediliyor. Kadın-erkek ilişkileri aldatma, sahip olma, fethetme ya da terk edilme endişesi ekseninde sorgulanıyor. Bu soap opera kalıbı, hikâyelerin konuşulur olmasını kolaylaştırıyor. Yukarıda değindiğim, yeni hikâyeleri değiştiren (ve belirleyen) kalıplardan biri olan soap-opera, geleneksel erkek okurdan fazlasını kazandırıyor dergilere.
Yazının tamamı için link

Etiketler:

Araç Olarak Teknoloji

Alan Moore V For Vendetta grafik romanının esin kaynaklarını sıralarken, George Orwell, Aldous Huxley, Fahrenheit 451 gibi yazarlardan/ romanlardan bahsediyor. Çoğu distopyada hâkim olduğu gibi mutlak tahakküm ve faşizm her zaman için teknolojiyi en büyük yoldaşı benimseme eğiliminde. Moore da buna paralel bir doğrultuda örüyor hikâyesini ve tepedeki “baş”ın (kitapta Lider, filmde ise Başbakan veya Şansölye unvanlı) sevgilisi rolünü bir bilgisayara veriyor: Fate (Kader). Ancak diğer distopyalarda gördüğümüz gibi bir teknolojik determinizme saplayıp bırakmıyor bu vurgusunu. V’nin Lider’i ve tüm bir iktidarı çökertmesinin kaynağı da yine aynı yerde: Fate. Teknoloji kendi başına tahakkümcü veya özgürleştirici değildir; onu kullanan insanın amaçları için bir araç olabilir sadece. İşte kendi başına yoldan çıkıp insanlık üzerinde denetim kuran bir teknoloji laneti mitinin tersine çevrilmesi ve anarşinin hizmetine girmesi V For Vendetta grafik romanın ana meselelerinden birini oluşturuyor (…) [Barış Aksoy’un “Film Olan Bu Maskenin Ardındaki Düşünce Olarak V For Vendetta’ya Dair” başlıklı yazısından, Yeni Serüven 2 (8)]

Etiketler:

Cumartesi, Aralık 12, 2009

Scarce Comics

Scarce (Az Bulunur): Bilinen sadece 20 ila 100 kopyası olan çizgi romanlar.

Etiketler:

Cuma, Aralık 11, 2009

Frazetta'nın Oğlu

İlginç bir hırsızlık hikayesi. Ünlü sanatçı Frank Frazetta'nın oğlu babasına ait 20 Milyon Dolar değerindeki tabloları çalma girişiminde bulundu. Alfonso, tabloları babasının izniyle bir depoya taşımaya çalıştığını söylese de Frazetta tarafından yalanlandı.
link

Etiketler:

Çarşamba, Aralık 09, 2009

Altan Erbulak Sergisi

Altan Erbulak Sergisi, Tiyatro Müzesinde...link

Etiketler:

Hellboy And The Swamp Witch

Mahmud A.Asrar
link

Etiketler:

James Bond Çizgili Romanları

(...) Başak Yayınevi James Bond öykülerinin okuyucu katında itibarının hiç eksilmeden devam ettiğini görünce bunları Batı’da olduğu gibi çizgi roman olarak sunmaya karar vermiş, 1967 yılında “007 James Bond” isimli bir dergi çıkarmıştır. Yayıncının iddiasına göre çizgi roman olarak James Bond öyküleri 61 ülkede yayınlanmaktadır ve ayrıca her gün bütün dünyada iki yüzün üstünde gazete ve dergide çizgi roman olarak okuyuculara sunulmaktadır. Dergi haftalık yayınlanmakta ve her hafta Çarşamba günleri 16 sayfa olarak çıkmaktadır. “007 James Bond” dergisi ilk öykünün tamamlandığı 7. sayı’dan sonra 32 sayfa olacaktır. Dergiyi Başak Yayınevinin ortağı ve başeditörü A.Semih Yazıcıoğlu yönetmektedir.
yazının tamamı

Etiketler:

Salı, Aralık 08, 2009

Bir Tahammülsüzlük Hikâyesi 2

Bir Tahammülsüzlük Hikâyesi
Deli Gücük 2, Alacakaranlık Zamanlar
Çiz. Coşkun Kuzgun
Yaz. Murat Başekim-Aziz Tuna C.

Etiketler:

Pazartesi, Aralık 07, 2009

John Lent: "Amerikan Çizgi Romanı Gençleri Koleksiyoncu ve Spekülatörlere Dönüştürdü"

(...) Amerikan çizgi romanında çok iyi işler yapıldığını inkâr edemeyiz. Harvey Kurtzman, Will Eisner, Art Spiegelman, Chris Ware, ve pek çok usta sanatçının işlerini görmezden gelemeyiz. Amerikan çizgi romanının gücü güzel hikâyeler anlatmasından ve bunları iyi anlatmasından geliyor. Geçen zaman içinde daha çok sanatçı geleneksel yolların dışına çıkıp ya çalışmalarını kendi basıyor ya da küçük bağımsız yayınevleriyle çalışıyorlar. Ayrıca çizgi roman gazeteciliğinde de gelişmeler var . Joe Sacco, Ted Rall, Joe Kubert gibi sanatçılar bayatlamış, “hükümet öyle diyorsa doğrudur” haber anlayışındaki Amerikan televizyonculuğunun ve hisse sahiplerinin elinde birer piyona dönüşen gazeteciliğinin dışına çıkmaktadırlar. Bu tür çizgi roman bence büyük bir başarıdır. Amerikan çizgi romanının bu saydıklarımın dışında da başarıları vardır ama zayıflıklarına gelince, Amerikan çizgi romanına hâkim olan anlayıştaki işlere, yani süper kahraman türüne bakmamız gerek. Bu anlayış “parayı vur” anlayışını empoze ederek, genç bireyleri okura değil de koleksiyonerlere ve spekülatörlere dönüştürdü. Bu yakın zamana kadar kendi içine kapanık ve diğer ülke ve kültürlerle alış verişi olmayan bir anlayıştı.
Devamı

Etiketler:

Pazar, Aralık 06, 2009

Parade

Keşfetmek ve okumak için link

Etiketler:

Cumartesi, Aralık 05, 2009

Rüya Satıcıları

Gecen aksam kanepeye uzanmis, elimde bir kitap, gunun yorgunlugunu atmaya calisiyordum ki o sakin sessizligi kapi zilinin calmasi bozdu. Istemeye istemeye ayaklanip kapiyi actim. Karsimda bir sey satmak icin kapi kapi dolastigi her halinden belli olan bir genc duruyordu. ’Iyi gunler efendim, ben ruya satiyorum!’, dedi ve hemen pesinden ‘Buyrun, katalogumuzu inceleyin.’ diyerek elime kalinca bir klasoru tutusturdu. Bos bulunmustum.. Katalogu incelemeden ‘Yok, ruya istemem ama bir hayalin varsa ona bakabilirim.’, diyerek katalogu geri uzattim. Bu sefer de o ‘Yok..’ diye cevap verdikten sonra tam karsi ataga gececekti ki ‘Tamam, kalsin o zaman, size iyi aksamlar.’ diyerek kapiyi yavassa yuzune kapattim. O anda saticinin yuzunde beliren pes etmis ifadeyi incelerken aslinda biliyordum ki ruya saticilarinin hayallerle isleri olmaz. Bu onlari en kisa yoldan basimdan defetmek icin buldugum bir taktiktir... [A.E]
link
fotoğraf için link

Etiketler:

Kaynana

Deli Gücük 2, Alacakaranlık Zamanlar albümünde yer alacak bir hikâyeden ayrıntı...
Kaynana
Çiz. Mert Yavaşça
Yaz. Murat Başekim

Etiketler:

Cuma, Aralık 04, 2009

Aynı Filmi Çekmek

Hayır, bu görüşe katılmıyorum. Belki yarattığım karakterlerin çoğu zaman birbirlerine rast gelmelerinden, bir öyküden diğerine atlamalarından ötürü böyle bir izlenime kapılıyor insanlar. Çöl Akrepleri’ndeki (Les Scorpions du Désert) Teğmen Tenton, hem Cangıl Ann’de (Anna della Jungla) hem de Corto Maltese’de boy gösteriyor. Bu neden böyle biliyor musunuz, hepsi devasa bir satranç oyunun parçası. Bana işlerin böyle olması gerektiği dersini veren Milton Caniff’ti (1907-1988); o da çoğu zaman piyonlarını alır bir oraya bir buraya oynatırdı, bunun sonucunda Ejder Leydi (Dragon Lady) ve Burma birbiriyle tanıştı ve önemli karakterler oldular. [Hugo Pratt, “Sizce Hugo Pratt, sürekli aynı filmi çektiği söylenen Fellini gibi, aynı çizgi romanı çiziyor demek doğru olur mu?” sorusunu cevaplandırıyor.]

Etiketler: ,

Chandler ve Steranko

Redingotlu bir adam, palmiyeler, elleri bağlanmış çıplak bir kadın, gazete manşetleri, açık bir telefon, kapı arkasındaki katil...Muhtemelen bir femme fatale olacak hikâyede, alkol almadan hiç bir konuşma başlamayacak. İhanet, yozlaşma, rüşvet ve para peşinde insanlar anlatılacak. Kayıt düşelim: Cinayetsiz trajedi olmaz !

Hiç görmediğim bir Steranko görseli, bir Chandler kitabı için çizmiş. Chandler, türün en iyi yazarlarından biri. Film Noir (Kara/Siyah Film) diye bir tarz varsa eğer payandalarından biri Chandler'dir. Güzel sayfa...Paylaşayım dedim...

Etiketler:

Geçen Zamanın Ardından...

Bir kaç kez yazdım, bu ölüm beni çok etkilemişti. Yıllarca gazete kesiklerini sakladım, üzerinden otuz yılı aşkın bir süre geçmiş. Sezgin Burak, 1978 yılında Milano'ya Giden Yol adlı Tarkan serüvenini sürdürürken intihar etmişti. Çocuklar keder sözcüğünü kolay öğrenemezler. İntiharı ve gerekçesini bir türü anlayamadığım bir ölümdü bu, çok üzülüp ağlamıştım. Aradan yıllar geçti, geçtiğimiz günlerde, yakın bir arkadaşım ilgimi çeker ve arşivimde bulunsun diye bana bu olayı nakleden bir gazete haberinin fotoğrafını çekip getirmiş. İster istemez yüzleşiyorsunuz, geçmişi hatırlıyorsunuz. Çocuk yaşta karşılaşılan ölümler kolay unutulmuyor...Ekim ayında ölümünün 31.yılı geçti...

Etiketler:

Perşembe, Aralık 03, 2009

Eski Kuşakların Bu Tarz Yanlışları...

Araştırma western hikâyeleri için çok önemlidir. İllüstrasyonlarım vasıtasıyla çokça bilgi vermeyi amaçladım her zaman. Başlangıçta işim zordu, çünkü finansal açıdan, bana veri sağlayabilecek pahalı kitapları alabilecek duruma sahip değildim. Bu nedenle sinema benim için önemli bir esin kaynağı oldu. Karakterin yaşadığı dönem; elbiseler, evler, silahlar ve bunun gibi pek çok sayıda şey arasında geçiyordu. Ve bunlarda iyi bir hikâye için arka plan oluşturmaya katkıda bulunuyorlardı. Eski kuşakların bu tarz yanlışları affedilebilirdi fakat modern neslinki kabul edilemezdi, çünkü emrimize amade pek çok kaynak vardı [Milazzo, Ken Parker için nasıl çalıştığını anlatıyor]

Çarşamba, Aralık 02, 2009

Sert Davranmadı Bize...

Özel ilişkilerde kadın olmamız onu [Oğuz Aral’ı] farklılaştırıyordu; bize karşı daha yumuşaktı, daha töleranslıydı. Pek kaçırmak istemiyordu bizi. Biz karabatak gibiydik, bir gelip bir gidiyorduk. Üniversite öğrencisiydik. Arada resim yapıyorduk, ondan sıkılıp gelip karikatür yapıyorduk. Böyle bir düzensiz halimiz vardı ama bize dayanıyordu, çok sert davranmıyordu. Hani gelsinler de nasıl gelirlerse gelsinler diye düşünüyordu sanıyorum. Elinde tutmaya çalışıyordu yani. Öyle bir gayreti oldu [Ramize Erer, Gırgır döneminde Oğuz Aral’ın kadın çizerlere olan yaklaşımını anlatıyor]

Etiketler:

Salı, Aralık 01, 2009

Spirit Yakın Diyarlarda...

Etiketler: